Soğuktu.Oldukça soğuk.Bir Şubat günü ne kadar soğuk olabilirse o kadar soğuktu.Paltosunu giydi.Liseden kalma atkısını doladı boynuna.Neden hep o atkıyı takıyordu?Bilmiyordu.Aslında bildiği bir şeydi ve unutmuştu.Bu derinlerde kalmış bir meseleydi.Hayal gibi bir şeydi.
Evinden çıkıp maaşının yatıp yatmadığını öğrenmek için alışveriş merkezindeki paramatiklere gidecekti.Hem alışveriş merkezi yakındı.Gezmiş olurdu.Alışveriş merkezinin doğu kapısından içeri girdi.Paramatiklere giderken;kitapların,filmlerin satıldığı bir mağazanın önünde durdu.Sonra birden içeri daldı.Doğruca “Education of Little Tree” nin bulunduğu rafa gitti ve Willow John’a selam verdi.Bunu hep yapardı.Reyonları dolaşırken içinde bir sıkıntı hissi peyda oldu.Bulantı değil,baş dönmesi değil,karın ağrısı değil.Ne!Ne!Ne!
Terlemeye başladı.Boynundaki atkı onu boğmak üzereydi sanki.Suratının kıpkırmızı olduğunu hissedebiliyordu.Alnından terler akıyordu.Baktığı kitaplar giderek bulanıklaşıyordu.Duvarlar,reyonlar,raflar,kitaplar gittikçe belirsizleşiyordu.Burnuna acı veren,beynini kemiren
o güzel ve tanıdık koku gelmeye başlamıştı.”O” buradaydı.
Kusmayı düşündü.Kusarsa belki iyileşirdi.Kusmak için başını eğdi ama ne ağzında ne de midesinde çıkarabileceği bir şey vardı.Açtı.Öğleden beri açtı.Kafasını kaldırdığında “O” karşısındaydı.Onu tüm mevcudiyetiyle görüyordu.O an unutuşun imkansızlığını anladı ve bekleyişin varlığını.Sanki hep bu anı beklemişti.Sanki hep onu beklemişti.Artık duvarlar,reyonlar,raflar,kitaplar yoktu.Sadece “O” vardı.”O” tüm varlığıyla karşısında duruyordu.Onunla burun burunaydı.Gözlerini onun gözlerinden alamıyordu.Tüm bu sıkıntı hissinin içinde çığlık gibi bir “Merhaba” çıktı ağzından.Fısıltı gibi bir şeydi,kimsecikler duymadı.
Mağazanın arka tarafındaki reyonlara doğru yöneldi.Arka taraflara yöneldi çünkü;“O” mağazanın giriş kısmındaydı.Bir an mağazadan hiç çıkamayacağını düşündü.Midesi bulanıyordu.İçindeki tarifsiz sıkıntı geçmek bilmiyordu.Her şey yeterince bulanıktı.Koca mağazada sadece onu seçebiliyordu.Duvarlar,reyonlar,raflar,kitaplar bulanıktı.Kitapları karıştırmaya başladı.Kitapların kapağındaki yazılar beynini kemiriyordu.Yazılar mı?Hayır,koku.Beynini kemiren kokuydu.Mağazadan o çıkana kadar çıkmayacaktı.
Belki bir,belki on,belki de yüz yıl sonra mağazadan çıkabildi.Kendisini Azrail ile tanışmak üzere olan bir ihtiyar gibi hissediyordu.İnsanlara çarpa çarpa yürüyordu. Merdiveni güçlükle bulabilmişti.Doğruca o işe yaramaz hırdavatların olduğu mağazaya girdi.İlk reyonda bulunan bir bıçağı alıp arka reyonlara doğru gitti.Etrafında kimse yoktu.Belirsizdi.Bulanıktı.Sadece bıçağı algılayabiliyordu.Sadece bıçak masumdu.Bıçağı sıkıca kavradı ve gövdesinin sol tarafına sapladı.Sapı kanlı,demiri kör bir bıçaktı.Sıcaktı.