“Nicedir böyle güzel bir öykü okumamıştım.
Tadı damağımda kaldı. Bilesiniz istedim.”
Ferit Edgü
Barış Bıçakçı, çıkar çıkmaz alıp okumaya başladığım romanı Sinek Isırıklarının Müellifi’nde olay akışı içerisinde ilgili okura kitabının hacmine göre oldukça uzun bir okuma listesi veriyordu. Listedeki kitapların çoğunu okumuş; okumadıklarımı da, bir tanesi hariç, en azından ismen duymuştum. İçeriye Bakan Kim? adlı eserin yazarını ise, ne cahilliktir ki, aktör Mehmet Günsür sanmış, çok kurcalamamıştım. Sonrasında aynı isim Semih Gümüş’ün yazılarından birinde bir kere daha geçince ve kitabın 2003
Sayfa 7 yükleniyor…
yılında Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazandığını görünce alıp okumaya karar vermiştim.
Öykülerinin neredeyse tamamında denize kıyısı olan insanları anlatan Mehmet Günsür’de Sait Faik’in etkisi açıkça hissediliyordu. Yazarın Blaise Cendrars’tan RenéChar’a, Heinrichvon Kleist’ın Michael Kohlhaas’ından Narcissus’un Zencisi’ne, Fernand Braudel’den Stephan Daedelus’a uzanan öykülerinin evreni geniş, kökeni bir Enrico Macias şarkısı, bir Pierre Bonnard tablosu kadar Akdenizliydi.
Aynı zamanda bir ressam da olan yazar Kuyu öyküsünde kişisel yazma nedenini açıklar gibidir: “Yalnızca resmetmek değil… Bunun yazısı da yazılabilir.” Olabildiğine mütevazı ve sanat dolu geçen bir yaşamdan böylesine yalın, içimizi yansıtan derinlikte ve doğallığı yalnızca yazılabilir hissettiklerini yazmasından gelen öykülerin çıkmasına şaşırmamak gerek.
Yazdıklarının dost meclisleri arasında yayılmasını tercih eden yazardan geriye on sekiz hikâyeden oluşan bir öyküler toplamı kalmış. Hakkında öldü demek istemiyorum çünkü dönüp dolaşıp Vixit öyküsü geliyor aklıma: “Romalılar, insanlar için “Öldü” demezlermiş. “Yaşadı” derlermiş: Vixit.”
Onun bırakıp gittiği boşluğu günümüzde Barış Bıçakçı’nın doldurduğunu düşünüyorum. Üçünün de öyküleri adına münzevi gerçekçilik diyebileceğimiz ayrı birer ada edebiyatımızda.
Keşfetmenin hazıra konmaktan üstün kabul edildiği ilk tarihten beri nitelikli bir okurun okuyacak kitap tavsiyesi istemeyeceğine inanıyorum. Okumayı sevenler olarak her yeni yazarın/kitabın bir başkasına açıldığı devasa bir labirentin içindeyiz. İyi haber: Hepimiz sonsuza dek içerideyiz.