Bir Bencilin Pis Analizi

Pınar İmge Durukan

 

İçimde, birbirine karşı duran iki taraf çatışıyor. İkisi de benim zihnimde yer alıyor, ikisini de ben besliyorum. Aslında buna pek katılmıyorum. Birini sevmiyorum. Hem de hiç; ama kendimi bildim bileli onu orada buluyorum. Diğer tarafı –daha çok benden olanı- ortada göremezken, bu her zaman orada oluyor. Ben. Bir tanesinin yerine kendimi koyuyorum. Kendime olan güvenim, saygım bu kısımda yer alıyor. Bunun karşısına da kalan her şeyi yerleştiriyorum. Diğer insanları, diğer hayatları… “Diğer” olan ne varsa. Bu ikisiyle yürüyorum. Sonunu bilmediğim, olup olmadığını da bazen düşünmeyi bıraktığım... Öyle bir yol işte. Ne önemi var ki.

Hatırlıyorum. Ne zaman düştüğümü, düşmekte olduğumu düşünsem küçücük bir şeyde karar kılıp tamam hadi artık kendine tutun, bu inançla dol, bu inancınla kalk gibi şeyler söylüyordum kendime. Şu an ise o anların hepsine sövesim geliyor. Oysaki o kadar gerçek, o kadar tutunulabilirmiş gibi gelen, öyle aldatıcı, öyle kendinden geçirici bir inançtı ki onlar. Defalarca yaşanmış, defalarca yaşanan, defalarca… Yaşanmayacak olan. Yaşanmayacak. Artık istemiyorum. Kendimi o kadar küçülmüş hissediyorum. Çaresiz, maharetsiz, bıkkın… Şımarıklık diyorum bazen yaptığıma. Bahanelerimi üretip

26

keyfime göre davranıyormuşum gibi geliyor. Ya da öylesine bir şeyler belirliyorum. Ortasında oynuyorum, oynuyorum, oynuyorum…

Kendi yazdığı şiiri okumak için sınıfın önüne çıkarılmış küçük bir çocuk gibi hissediyorum kendimi. Her zaman öyle hissettim. Kendimi mi önemsediğim için bunların hepsi? Kendimi çok mu bir şey sanıyorum acaba? Bir gün bana biri gelip “Fil yutmuş boğa yılanı çiz bana,” dese fil yerine kendimi koyarmışım gibi geliyor yılanın midesine. Güçlü olmak nedir bilmiyorum. Kendimi kandırıyorum. Kendim küçülüyorum. Ben küçüldükçe onlar büyüyor. Ben küçülüyorum, onlar büyüyor. Onlar büyüyor… Ben küçüldükçe onlar devleşiyor. Aralarında kalmaktan korkar oluyorum. Düşüncelerim dudaklarımın arasından çıkamaz oluyorlar. Çıkamıyorlar, çıkarlarsa beni ezerler. İstediğim gibi adım atamaz oluyorum, atarsam ezilirim. İstediğim gibi sadece düşünebiliyorum. Sadece düşünüyorum. Adımlarım. Hareketlerim… Gözlerimi açıp kapatmam. Kendi zincirlerimi kendim bağlıyorum. Kendim işliyor, kendim kilitleyip bırakıyorum; ama bir yandan da dışarıdaki fırtınaların arasında gidip geliyorum. Hayat koca bir çöl gibi geliyor. Fırtınalar geliyor, gelip geçiyorlar. Kum tepeciklerinin ardından her zaman yeni bir şeyler ummak saçma geliyor bir süre sonra. Her seferinde uğraşıp aşıp bir şey bulamayınca… Diyorum ya kendini beğenmiş bir adamım ben. Yaptığım birkaç denemeyi “Her seferinde,” diye adlandırabiliyorum.

27

Nevmit bir adamım ben. Birkaç deneme sonrası “Olmuyor,” deyip bırakmak, kendimi küçültmek daha yapılabilir gibi geliyor. Devleştirdiklerimden gittikçe korkar hale geliyorum. Kendim, kendime yapıyorum bunu. Ah, neden? Neden, diyorum bazen. Sadece bazen, birkaç adım ileri gitmektense olduğum yerde durmak daha “Güvenli” geliyor. Kendi yapacağım bir çizgiyi “Yapmasam daha iyi” diyerek ortaya çıkmaya çalışırken geriye itiyorum. Şu zaman diliminde de bulunduğum ve nice dakikalar geçirdiğim bu yerde de oturmuş, itiyorum kelimeleri geriye. Bekliyorum, izliyorum. Gözümde devleşmiş bu koca hayatın insanlarının neler yaptıklarını. Kimi zaman daha küçülüyormuş gibi hissediyorum. Alice’in tavşanına kızıyorum. Küçük kapıların olduğunu, küçülten içecekleri, yiyecekleri düşünen beynime, duyan kulaklarıma kızıyorum. Zamanım ilerliyor. İç cebimdeki cep saatimi çıkarıp bakıyorum, zaman ilerliyor. Zaman her zaman ilerliyor.

Aklımda görüntüler canlanıyor: Dudakları dikilmiş bir kız çocuğu, sessizlik yeminindeki keşişler, konuşamayan insanlar… Onlardan biri olabilirmişim gibi geliyor. Konuşmaktan korkuyorum. Her korku biraz daha küçültüyor beni. Başka hiçbir güç gerekmeden önümde o kadar güzel beliriyor ki duvarlar, belki de taşlar. Nasıl isimlendirilmek istenirse. Kendi emeklerimle yerleştiriyorum her birini.

Saatler gibi gelen dakikalar boyunca başında beklediğim kapı açılıyor. İçeriden çıkana bakıyorum, benim yaşımda; ama büyük, çok büyük geliyor…

28

O sırada yanıma tanıdık birileri geliyor. Herhangi bir klişe “Yapabilirsin” duymak istemiyorum. Alice’in tavşanı görünüyor gözüme. Bir iksir gösteriyor bana, gülümsüyormuş gibi görünüyor. Biraz önce içeriden çıkmış olan kıza bakmak için arkamı dönüyorum, gördüğüm şeyle olduğum yere çakılıyorum. Kocaman bir spot ışığı duruyor karşımda. Gülmeye başlıyorum. Adım söyleniyor. Gülüyorum, çantamı alıyorum. Tekrar saatime bakıyorum: Sürem başladı. Tik Tak. Tik Tak.

29