her düşük cümlede bir esrara gebeyiz sevmek değil can tanem babasızlıktan kurumak üzereydik Herodot sen bir astronotsun çaktırmadan iki üç yılda bir tazeliyorsun kendini bilmek istiyordun ya anlatayım hakkını ödeyemem en büyük usançların kristal sabahına yaşlanmaktaydık kaba hesapla iyi kötü geçiniyordum seni temin ederim alnım dik yürüdüm, oradaydınız tebrik etmek lazım ben hedefe çok yaklaşmıştım ama neden gerisin geri döner yıldızlar soğukların sonunu görmeden biz vitamindik ve henüz günahsızdı portakallar istanbul yıllardır çizgisini hiç bozmadı mavi tefi elinde yorgun ciğerlerimiz ölümlerden ölüm beğenirdi sözüm ona yangınları beline sarıp tayin olunmalı tekrar ılıman suskulara gömülmeden sırtlanın kahkahasında gamzelerin eski bir çağın habercisidir artık yelken ve bayraklar kanlı düşmanıdır rüzgarın 1954 güzel bir seneydi kayıp eskimonun mantrasında güneş batarken tutmaz uykular sen yine bırakma elimi toz konduramam acılarıma onları affediyordum çünkü gökdelenleri moğol hanedanının dişleri sanıyordum ki açlık -ipso facto- ruh bozumudur yeryüzündeki tüm gospel şeflerinin ninniler ve marşlar
söylediği intihar medeniyetlerinde fransız aksanıyla koklaşır ve peşkeş çekerler sinekkaydı ormanlara denir ki viyolonsel ve gitarlar hiç susmaz, bilinir oda müziği denen illet de bir linç dizgesi sayılabilir pekâlâ gabon sütü mucizesinden bahsediyorlar çokçana bu aralar nefsimi altmışımdan sonra körelttim kalbim böylesi bir umudu hiç tanımamıştı okul sıralarında ben de ezberi zayıf bir iris çocuğuydum hem ufacıktım ganeşayı kahraman belleyemeyecek kadar sevindirik oluyordum utanmadan edip diyordum bir kediye verilebilecek en güzel isim olmalı tüm gayem buydu ama haddimi biliyordum dile gelsin istiyordum umut vantriloklarım arkandan küllükleri boşaltırken bir ganimet gibi saklamıştım boyalı izmaritleri eve dönüş yolunda şişeler tokuştu duman rengi poşetlerin komutasında yontuların üzerine dolanırken aşk tepesini boydan boya nasır tutmuş ben geçkinleri izliyorum o masallarda hep uyur mu prensesler?