-Beyefendi siz bana aşıksınız. Kadınlık içgüdülerim bana karşı hareket, hal, tavırlarınızı böyle yorumluyor.
-Hanımefendi bu size münhasır bir durum değil. Kişisel algılamayın. Ben aşığım. Ben dünya üzerindeki çoğu kadına aşığım. Sokaklarda, kafelerde, barlarda ilk defa gördüklerime; filmlerde izlediklerime; kitaplarda okuduklarıma; kitaplarını okuduklarıma; hatta en şişmanlarına; en çirkinlerine. Bunun için karşılık da beklemem. Hemencecik aşık olurum. Kimilerine daha az kimilerine daha çok aşık olurum. Yani burada asıl mesele size ne kadar aşık olduğum.
-Beyefendi kusura bakmayın ama siz maymun iştahlı bir abazansınız. Bunun başka bir açıklaması yok.
-Hayır hanımefendi ben maymun iştahlı bir abazan değilim. Ben iflah olmaz bir poliamorum. Siz buna belki bir hastalık, rahatsızlık gözüyle bakabilirsiniz. Ama bunun eşcinselliğe hastalık olarak yaklaşan anlayıştan ne farkı var? Poliamori özgürce yaşanması gereken bir cinsel kimliktir. Monoamoriyi poliamoriden üstün kılan, daha meşru kılan nedir? Bunun cevabını verebilir misiniz? Heteroseksüellikle homoseksüellik arasına nasıl bir üstünlük ilişkisi söz konusu değilse poliamori ve monoamori
arasındaki ilişkide de bu söz konusu değildir. Eminim bir gün poliamori de bir cinsel kimlik olarak varlığını sürdürecek ve kabul görecektir. O günü bekleyerek yaşamaktansa kendimi bu şekilde tanımlayıp cinsel kimliğimi özgürce yaşamayı yeğlerim.
-Sizi kadınlara aşık eden cinsel arzu ve çekim mi?
-Hayır, kesinlikle değil. Cinsel arzu ve çekim anlık, geçici bir durumdur. Benim aşık olduğumdaki hissiyatım platonik aşk tanımı çerçevesinde değerlendirilmelidir. Platonik aşk birçok insan tarafından kullanıldığı, bilindiği gibi karşılık beklenmeyen aşk değildir. Platonik aşk ideal aşk anlamında kullanılır. Bu türlü bir aşkta sizin karşınızdakinden beklentiniz cinsellikle sınırlı değildir ve hatta cinsellik hiç önemli değildir.
-En başta meselenin bana ne kadar aşık olduğunuzla ilgili olduğunu söylediniz. Peki bana ne kadar aşıksınız?
-Size şu ana kadar hiçbir kadına aşık olmadığım, olamadığım kadar aşığım. Herhangi bir kadına da bu kadar aşık olabileceğimi tahayyül edemiyorum. Tabii burada ete kemiğe bürünmüş kadınlar söz konusuysa bu böyle çünkü Vedat Türkali'nin "Bir Gün Tek Başına"sındaki Günsel'e duyduğum aşk diğer kadınlara hissettiklerimle kıyaslanamaz. Ama eminim dünya üzerinde ete kemiğe bürünmüş kadınlar arasında size olduğumdan daha fazla aşık olabileceğim kadınlar da vardır.
-Gerçeklerle yüzleşelim. Ben size göre fazla güzelim.
-Bu yeni yaşadığım bir şey değil. Benim yaşamımı ele alırsanız karşınıza redddedilmişliklerin tarihi çıkar. Bu reddedilişler bazen açıkca dile getirilmez ama ben anlarım. Her seferinde yeniden denerim. Çünkü bence karşılık bulmamış aşk ham meyveden farksızdır. Tat vermez. Yani bir aşkın gerçek anlamda aşk olabilmesi için karşılık bulması gerekir. Karşılık bulmuyorsa bu vazgeçiş süreci elden geldiğince çabuk aşılmalıdır. Bu sancılı bir süreçtir ama yaşanması gerekir.
-Karşılık bulamadığınız kadınlara olan hisleriniz hemen tükeni mi verir?
-Hemencecik olmaz. Dediğim gibi bu bir süreç sonucu aşılır. Ama evet en nihayetinde bu savunma mekanizmamın bir sonucudur. Bu gereklidir de bir şekilde hayatınıza devam etmeniz gerekir. Gerçekçi olmak gerekir. İlk reddedilişler de romantizmin zirvelerinde gezinip yataktan kalkamadığım haftalar oldu. Bunları tecrübe ettikçe kendimi korumam gerektiğini öğrendim. Tabii ne kadar yapabildiğim de tartışma konusu.
-O zaman sizi yeni bir reddediliş sonrası sancılı süreç bekliyor. Temennim kolayca atlatabilmenizdir.
-Teşekkürler. Samimiyetiniz takdire şayan.