İnsan bir yerden ayrılırken yağmurlar yağsın, bulutlar çoğalsın, hava kararsın, güneş saklansın istiyor. Ya da istemiyor. Ben istiyorum. Sık sık giderim ben. Bir yerlerde durmak bana göre değil. Durunca alışmak geliyor, ait olmak geliyor. Samimiyet bile denk geliyor bazen. Kaldıramıyorum... Bunun yanı sıra gitmek de bana iyi gelmiyor ama hiç sekmez hep gitmek, her gitmekte de bunları isterim. Elimden gelse içimdeki kasveti ortalığa yayar, öyle giderim, gelmiyor. Bazen tesadüfler oluyor. Hani olur ya hayatta bazen. Ya da olmaz. Bana olur. Ben giderken bir bakarım bulutlar çoğalır, yağmur damlaları avuçlarıma dökülür, kimi zaman saçlarımı okşar, kimi zaman suratıma çarpar “Sen şimdi gidiyorsun ya…” der gibi. Olsun bunlar da hayatın bir parçası. Ya da değil. Neyse, ne diyordum? İşte, gene bir gün gidiyordum. Evet, o gün. Hemen hatırladın, değil mi? Biliyordum hatırlayacağını. Zaten hatırlamayacak olsan bunları anlatır mıydım? Anlatırdım. Konuşmak böyle bir şey, kısmen dolu, kısmen boş.
İşte o gün, ikimizin de hatırladığı, benim hazırladığım, senin bir anda her şeyin ortasında kalakaldığın o gün, havada tek bir bulut bile yoktu. Bir de lafı açılmışken, bazen “A-a bulutlar var,” diyorum, aslında olmuyorlar. Gözlerimi çıkarmam gerekiyor öyle zamanlarda. Görmek
istediğin gibi görmek diye bir şey var. Ben yaparım ara sıra. Yoksa nasıl yanıtlayacağım ki kendi sorularımı? İşleri uyarlamak zor oluyor başka gözlerle. Gene saptım. Neyse işte. Zordu, biliyor musun? Bir de giderken genellikle, güçlü görünmek denen şeyi yapmak gerekiyor. Öyle durmak zorundasın. Habersiz yaptığında, kimse seni görmüyorsa istediğin hüznü giyiyorsun. Öteki zamanlarda ise bunu yapmak zor oluyor. Ya da bilmiyorum. Kızgınsan ona göre, değilsen ona göre. Çeşit, çeşit şey var. Bende ise hep kararsızlık. Küçükken de böyleydim ben. Oyuncakçıya giderdik, hep iki tanesi arasında kalırdım. En sonunda birini seçerdim, evde onunla oynarken aklım hep ötekinde kalırdı. Sıradan bir çocuk, sıradan bir kadın, sıradan bir insanım yani. Genellemelerim bu yüzden. Bazılarına uymayabilir, ya da uyabilir. Bazen bana da uymayabilir. Neyse. O gittiğim gün, tek bir bulut bile yoktu. Bense olsun istedim. Biraz bekledim, hemen çıkmadım. Hava durumu bile yağmur yağacak gösteriyordu. O yüzden biraz daha bekledim. Bir gözüm hep sendeydi. Sonuçta bir plan yapmıştım, dışına çıkmak istemiyordum, yağmur da yağmıyordu. Bekledim. Yağmayan yağmurlarla gittim. Aklım uyuyamadığımda bana anlattığın masallarda kaldı. Masallar zor, insanda yer ediyorlar. Yaşanmasalar da garip şeyler. Geri dönüp bir masal daha dinlemek bile geçti aklımdan; ama “Güçlü insanlar bunu yapmazlar”, “Bir karar verdin” cümleleri ardı ardına beş yüz kez fısıldanmadı, direk söylendi sevgili, çok düşünen çok bilen beynime. Neyin kararını, ne zaman vermişsem, diye
söylendim. İşte, cevabını yaşadığım sorular. Bunları biliyordum da önemi yoktu. Konudan saptım yine. Ne anlatıyordum, ben de unuttum.
İçim sıkıldı, bir şeyler beni boğuyor gibi hissettim ve yürüyüşe çıktım. Hep bir yerlere gidiyor olmamın verdiği bir şans var bana. O “bilmediğim sokaklarda yürüdüm” şeyini yapabiliyorum. Bunda unutkan olmamın da etkisi yadsınamaz tabi. Bir yerden kaç kez geçersem geçeyim her seferinde ilk defa gelmişim gibi hissediyorum. Acaba, karşına çıksam, sen de bana ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi yapabilir misin, diye düşündüm. Sonuçta yağmur yağmamıştı. Aklım da masalda kaldı. Biraz da her uyandığımda karşılaştığım gözlerinde. Ne yapıyorum ben? İyice sapmaya başladım. Şimdi, içim bunaldığı için hiç bilmediğim sokaklara çıktım, bildiklerimizden geçince ne olduğu hakkında bir fikrim yok, ki onlardan da geçtim benim için hepsi aynıydı. Yürüdüm, kayboldum. Merdivenler buldum, çıktım. Yoruldum, büyüdüm. Öyle sandım. Düştüm. Kalkamadım; ama kafamı kaldırdığımda çok güzel bir manzarayla karşılaştım. Onu izlemeye başladım ve bir fısıltı duydum. Seni hatırlattı bana. İşte tüm bu şeyleri bunun için anlattım. Aslında bir şey anlatmadım; ama işte. İçinde seçilecek yerleri vardır. Karmaşık bir kutunun içerisinde birkaç şey serpiştirdim. Biraz da seni özledim. Biraz da kendimi buldum, diyebilseydim keşke; ama bulamadım. Ya da hala kabullenemedim. İnsanlar da böyle değil mi? Belki değil. Ben de işler yürümüyor. Burası güzel. Yağmur yağıyor. Ya da bana yağıyor.
Kafamın içerisinde bir şeyler geziniyor. Finalini getiremediğim konuşmalardan birini yapıyorum. Sonuna ulaşamadığım anılarla doluyum. Bir şeyin biteceğini hissettiğim zaman, yarım kalmasını tercih ediyor ve ortadan kayboluyorum. Bu kibar bir ifade oldu aslında. Kaçıyorum… Evet, bu bir tercih. Bizi, hayatımızı tercihlerimiz belirler, gibi cümleleri olabildiğince itiyorum. Oradan oraya gidiyorum, tercihler hep karşıma çıkıyor. Yanlış kararlar alındığında geri dönülebileceğini, bunun sorun olmayan bir şey olduğunu söylediğin zaman geliyor aklıma. Sonlara başlangıç, başlangıçlara son diyoruz. Neyin sonunda, neyin başında olduğuma dair bir fikrim yok; ama merak ediyorum: Kendimi ileriye itiyorken, neden geriye doğru koşmak istiyorum? Üstelik güvenli çemberimi paramparça etmişken. Özenle, özenle… Sorular geliyor aklıma, anılar, sözler, konuşmalar. Dediğim gibi, hep giderim ben. Bir yerde durmak bana göre değil, oysa gitmek de dokunuyor bana. Burada çok durdum galiba. Ama karşımda kocaman bir gökyüzü, bir parça deniz, koca bir düğüm, içimde yarım kalmış şarkılar…
“Kafamda şarkılar, çalmasına çalıyor da; sözcükler uçurumda, sensiz hep suskunlar. Martılar ağlıyorlar. Galata’da hüzün var. Ben de yağmurlar.”