Kelimeler geriliyor, parmaklarım, ellerim bana bakıyor. Ben ise gözlerim kapalı, yüzünü canlandırıyorum zihnimde. Saçlarını, gözlerini, sesini ve kokunu. Çok güzel kokuyorsun. Özlem, anıların arasından bulup çıkarıyor işte karşıma. Çok güzel kokuyor, çok güzel gülüyor, tüm dünyamı başıma yıkıyorsun. Kaldıramıyorum. Deprem her şeyi yerle bir ediyor, ben daha çok gül istiyorum; her şey birer birer düşüyor, kokun beni sarhoş ediyor. Üşüyorum, diyorum. Sen yokken burası çok soğuk. Ankara, gökyüzü, ağaçlar; her yer çok sessiz. Sessizlik beni korkutuyor. Bekliyorum. Açıklamamı bir de onlardan dinlemek istiyorum. Hiçbiri tek kelime bir şey söylemiyor. İnsan yalnız. İnsan giderken de, kaldığında da yalnız. Ve bu yalnızlık genellikle sıcak davranmıyor.
Sorun sende değil, bende. Görmüyor musun gittikçe büyüyen bir çığlığım? İçinde yüzdüğüm sular karanlık, derine gömüldüğüm anlar bulanık. Her adımım tedirgin, nefesim kesik kesik. Buradan gitmek istediğimi söylediğimde bana “neden?” bile demeyeceksin. Nedenler önemsiz, her şey kabullenilmiş. Sorun sende değil, bende.
Bana bir hikaye anlat. Şu sıralar hikâyelere ihtiyacım var. Kendiminkiler yetmiyor, bilinçaltıma başvuruyorum. Onları unutmasam, bence bir şeyler ortaya çıkabilir. Her gece soluksuz rüyalarda geziniyorum. Güneşi gördüğüm an hepsi silinip, gidiyor. Oysa rüyalar gitmemeli, gerçek-miş-liğe en yakın yer kendileri. Tecrübelerim yetmiyor, zihnimdekiler ise sonsuza uzuyor, yetişemiyor, yakalayamıyor, koşamıyorum. Çaba, herkesin de dediği gibi, avuçlarımın arasından giden kum taneleri gibi, bir saniye sonra orada olmayacak. Uykuyu özlüyorum, rüyalarımı anlatmadığım için mi bu kadar sık rüya görüyorum? Onları işlevselleştirdiğimde ortadan bir anda kaybolacaklarını düşündüğümü inkâr edemem. Bir anda olmasa da yavaş yavaş silinip gitmeye başlayacaklar. Buna inanıyorum; ama gerçekleşmesinden de korkuyorum.
Bir şeyleri çözümlemeye çalışıyor-muş-um görüntüsü altında zaman geçiriyor, saatler harcıyor, vakit öldürüyorum. Uyanık olduğum zamanlarda bile rüya görüyorum. Ne diyordum, onları içimde yok olmaya mahkûm ediyorum. Bu sebeple sık sık kendilerini bana hatırlattıklarını düşünüyorum. Gidenler hatırlanmak istedikleri takdirde geride bir şeyler bırakıyorlar. Buraya ise özlem el koyuyor, zaman zaman. Bir şeyler söylemek, öykülere geçmek sıkıyor, sıkıyor ve sıkıyor beni. İşte, bunların hepsi, en azından bir durum hikâyesi.
Ellerimin tarçın kokmasını özlemişim. Ağustos yağmurları ve aralık karlarına bir arada duyulan bir özlem gibi, yoğun ve huzur verici. Zamanın hızlı akışında sürekli bir şeyleri yakalamaya ve kendi bölgemi ‘anlamlı şeyler’ ile doldurmaya çalışıyorum. Hayat yığınla doruk ve kırılma noktalarıyla dolu. Ellerimin sen kokmasını özlemişim. Geçmişe ait ‘anlamlı şeyler’i hatırlatıyorsun bana. Usulca çekiyorsun o karmaşıklığın arasından. Sessizliğin senin nefes alışlarınla dolmasını özlemişim. Bir şeyler tıkandığında bile bana umutla bakabilmeni. Bence buralardan gitmeliyiz, herkes gibi, buralar bize göre değil. Senin özgürce koşup, neşeyle bir orada, bir başka yerde var olabileceğin; benim tüm gün bunu izleyip, uyuyabileceğim bir hayat bir yerlerde mümkün olmalı.
Usul usul, usul usul git buradan. Yaşadığım uzam, ani gidişleri kaldırmıyor; takılıp kalıyorum. Bu bir saklambaç değil, ben hiçbir zaman bir ebe olmadım, sadece onun rolünü çaldım. Birilerinin bir şeyler, herkesin çok şeyler yapması gerekiyor-muş. Benim ise tüm bunların içinde hiçbir şey’in peşinden delicesine koşasım var. Neyi yakalacağımı düşünmek istemiyorum, düşersem ne olacağını umursamıyorum. An geçiyor, zaman yavaşlıyor; ben hızlıyım. Bu sefer ben onu karşıma alıyor, konuşuyor gibi yapıyor, hiçbir şey anlatmıyorum. Duyduğum en anlamlı kelimeyi sorsalar, sanırım, “hiçbir şey” derdim. Kendi boşluğu içerisinde çokça doluluğa sahip, karakterli, sağlam… Sağlam değil. Olması gerekmiyor. Ben buralardan geçtiğimde, onu unutmamaya
çalışacağım. Yani o farklı. Adımı söyleyip, bundan anlamlar çıkarmamı beklemiyor. Konudan uzaklaşmam, yaptığım imla hatalarını umursamıyor. Hayatımda kocaman bir “hiçbir şey”e ihtiyacım var. Ve sen bunu doldurmuyorsun.