Ölümle Yüzleşmek

Can Öz

 

Yabancı’da Mersault annesinin ölümünü ve sonrasında kendi ölümünü hissizce karşılar. Yabancı’dan esinlenilerek çekilen Yazgı’da Zeki Demirkubuz kendi yorumunu katarak Musa’ya annesinin ölümünden sonra rahatladığını söylettirmiştir. Mersault’nun kitap boyu kendine ve topluma duyarsızlığı okuru belki de en çok kendi ölümüne de duyarsız kalmasıyla etkiler ve vurur. Ama burada Mersault’nun tutumu ölüme teslimiyetten çok ölümü umursamamadır. Hissiz bir adamdır Mersault. Annesinin cesedi yanında sigara ve kahve içmiş, cenaze töreninde tek bir damla gözyaşı dökmemiştir. Daha sonra yargılanırken bunlar dikkate alınmış ve idam cezasını çarptırılmıştır. Mersault’yu annesinin ölümüne karşı tavrı üzerinden yargılamak ve cezaya çarptırmak başka bir yazının konusu olabilir ama burada daha çok vurgulanması gereken Mersault’nun başka birinin ölümünü hissizce karşılaması bir nebze anlaşılabilirken kendi ölümüne duyarsız kalacak derecede hissizleşmiş olmasıdır.

Ingmar Bergman’ın Yedinci Mühür(1957) adlı filmi Haçlı Seferleri’nde on yılını harcamış bir Orta Çağ şövalyesinin Azrail’le karşılaşması ve dolaylı olarak da ölümle yüzleşme süreci anlatılır. Azrail’le şövalyenin ilk karşılaşmasında şövalye ölümü üzerine satranç oynamayı teklif eder Azrail’e.

20

Şövalye daha ilk andan bu oyunu kaybedeceğini bilir fakat amacı kendi deyimiyle ‘son bir işini’ halletmektir. Azrail’i cismani bir şekilde karşısında gören şövalyenin son işi çelişkili bir şekilde Tanrı’nın varlığını sorgulamasıdır. O sırada veba Avrupa’yı kasıp kavuruyorken din adamları çeşitli dini ritüellerle ön plana çıkmış, vebanın Tanrı’nın gazabı olduğu düşüncesi ve Tanrı korkusu yoğunlaşmış fakat şövalye Haçlı Seferleri’nde on yıl savaştıktan sonra Tanrı’ya inancı zayıflamış bir halde Tanrı’yı sorgulamaktadır. Filmin ana ekseni şövalyenin ölümle yüzleşmesidir. Şövalye ölümü telaşsız fakat sonra ne olacağını bilmemenin getirdiği arayışla karşılar. Filmin sonundaysa şövalye ve şatosuna gidene kadar karşılaştığı soylu olmayan arkadaşlarını bir dağın eteğinde el ele tutuşturarak dans ettiren yönetmen Orta Çağ’ın sonlarında kara vebanın etkisiyle ortaya çıkan, ölümün evrenselliğini ve dünyanın faniliğini vurgulayan sanatsal bir tarz olan Danse Macabre’ye göz kırpar.

Thomas Bernhard Bitik Adam’da ellili yaşlar için şu ifadeleri kullanmış:“Elliyi geçip yaşamaya, varlığımızı sürdürmeye devam ederek kendimizi bayağılaştırırız. Sınırı aşan korkaklarız, diye düşündüm, elliyi geçince kendini iki kez acınacak duruma düşürenler oluruz.” Thomas Bernhard’ın blöfünü görüyorum ve arttırıyorum. Yirmilerinde ölmeyi istemeli, ölüme methiyeler düzebilmeli ya da Bernhard’ın ifadesiyle en azından ‘ölüleri kıskanmalı’ insanlar.

21