Galat, Arapça yanılma demek. Hem Türkçede kazandığı dil yanlışı anlamı, hem de aynı kökten türeyen ve bir mantık terimi olarak tartışmada karşı tarafı yanıltmak kasdıyla sağlıklı olmayan deliller ileri sürmek anlamındaki mugalata kelimesi doğru bir noktaya götürür: İnsan dilde düşünür, dil ile düşünür.
İsim varlık demektir; ismi olmayan şey yoktur, hayalde veya hakikatte var olan her şeyin ismi vardır. İnsan, en az onbeş yıllık bir toplumsallaşma ve eğitimin sonucu dil yeteneği kazanır. Dilsel yeteneklerin geriliği, biyolojik olarak zeka gerilemesine de karşılık gelir; en nihayetinde gidilecek yol hayvanlaşmadır. İnsan toplumundan uzakta büyümüş çocuklara belli bir yaştan sonra dil ve düşünme yeteneği kazandırmak neredeyse imkansızdır.
Belli oldu: Dilde özensiz ve yüzeysel kim varsa düşüncede ve duyguda da özensiz ve yüzeyseldir. Bir kere daha: Dilin yitimi, hayvanlaşmadır. Türkiye toplumunun hali budur. Birbiriyle iletişim seviyesi ancak yan bakma, omuz atma, laf sokma, rencide etme, ima etme seviyesinde olabilen
kabileler konfederasyonu, toplum denilen organizasyondan farklı bir şeydir.
Bu tarz yığışmaların ürettiği ortalama insan profili, kahvehanede kaykılarak sokaktaki kedileri besleyen bir kadına “İnsanlar bitti de sıra kedilere mi geldi” diye burun kıvıran adamdır. Büyük ve kıvrık burunlar diyarında herhangi bir şeye hassasiyet göstermek, bir şeye özen göstermek, doğru ve dürüstçe eylemeye çalışmak en büyük suçtur. “Bilgiçlik taslıyor” derler, “grammar Nazi” derler; derler de derler: Zaten demekten başka bir şey de yapmıyorlar.
Eskilerin sözüdür: Yaratılış insanla mühürlendi ve idrak lisanla çerçevelendi. Kutsal kitap mitosları bile insan olmak ile dil arasındaki o derin ve güçlü bağlantının farkındayken steril modernlerin zihin dünyasında özgürlük diye adı dillerde dolaşan bulanık nesne jokerdir, masaya vuran oyunu alır. “Bırak isteyen istediği gibi yazsın”, “İnsanlar öyle kullanıyorsa doğrusu öyledir” hattında şekillenecek her türlü kendine fikir süsü verilmiş beyin ifrazatı, en az iki bin beş yüz yıllık insan mücadelesine çarpacaktır: Bir tarafta sofistler diğer tarafta filozoflar ve bilim insanları, bir yanda post-modern laf ebeliği ve ego yellemek diğer yanda büyük anlatıda ve anlamda ısrar. Bu zihniyetin gideceği yer topyekun bunalım ve çöküştür.
Her şey gözümüzün önünde oldu: Muhatap kelimesi 90’ların sonundan itibaren önce tiki hanım kızların dilinde “Sen benlen muhattap olamazsın bi kerem” şekline büründü, sonra git gide koca koca adamların diline ve yazısına yansıdı. T harfini şeddeli yapınca vurgu ve anlamın güçlendiği zannı, tartışmanın çemkirişmeye dönüştüğü bir zeminde mümkün olabilirdi; öyle de oldu.
Arapça htb fiil kökü nutuk söyledi, evlenme teklifinde bulundu demek. Bir masdarı hutbe, diğer masdarı hitâb, bir diğeri hitâbet. Bu işi yapana da hatîb denir. 123 fiil kökünden mu1â2a3 yapılarak işteş edilgen ortaç elde edilir: brk kökünden mübârek, afv kökünden muâf, htb kökünden muhâtab yani hitab edilen.
Sayfa 19 yükleniyor…
Türkiye ahalisinin ısrarla adletmek şeklinde telaffuz ettiği addetmek fiilindeki add ise bir şeyi bir şey saymak demek. Masdarı aded. Türkçe’de adletmek diye bir fiil yok. Bu kökten idadi, istidad, tadad gibi bugün dilden düşmüş türevler var.
Bu da yeni moda galatlarımızdan biri; yine en az yedi yüz yıllık ve Arapça’da dümdüz ağaç veya soy ağacı anlamına gelen şecere kelimesinin Türkçede soy ağacı anlamına daralmasında sıradışı hiçbir şey yok. Fakat Türkçe’de de yüzlerce yıldır şecere olarak yazılıp bilinen bir kelimenin son birkaç onyılda secere olarak yazılıp bilinmesi sadece düz cehaletle açıklanabilir. Secere artık dilden tamamen
Sayfa 20 yükleniyor…
düşmüş bir kelimedir ve suçlu demektir; şecere güncel Türkçe’nin yaşayan kelimelerinden biridir ve ağaç, soy ağacı demektir. Şecere kökünden türeyen meşcere ise ağaçlık yer demek. Meninski sözlüğü Latince arboretum’un karşılığı olarak veriyor ki o da tastamam ağaçlık demek. Bahçeköy semtinde bir tane vardır.
Buna örnek bulmak kolay; rastgele herhangi bir Holivud filmi veya Netflix dizisi altyazısına bakılırsa rahatlıkla misaller bulunabilir. Çevirmenler cennet ile gök karşılığı arasında kalıyor. Ridley Scott’ın Kingdom of Heaven filmi Türkçe’ye “Cennetin Krallığı” diye çevirilirken İncil’i Türkçe’ye çeviren ekip gök karşılığında ısrarcı. İsa’nın Matta İncili’nde vurguladığı, İngilizce’de kingdom of heaven denilen nesneye göklerin egemenliği veya göksel egemenlik deniyor.
Türkçe’den yüzlerce kavramı bu Arapçadır şu Farsçadır öteki Osmanlıdır diye söküp atmasaydık şimdi sema kavramı iş görebilirdi. Türkiye’de bir kadın ismi de olan sema, hem gök demektir hem yüce. Bir başka delil ise, nadiren Yahudi ve bolca Hristiyan literatüründe geçen bu kavramın kökünün İbranice/Süryanice/Aramice din edebiyatında malkut şemayim olması.