Yeryüzü departmanının ‘’sözde’’ eğlence sektöründe çalışan standart bir barmeniyim. Barda oturan insanları eğlendirmek ve mekândaki insanların içkilerini hazırlamak en temel görevlerimden. Hümanist bir varlık olduğum için genelde de insanlarla aram iyidir. İçki hazırlama konusunda da, eh fena değilimdir.
Rutin gece hazırlığımı yaparken iki gencin diyaloglarını işittim. Taksim’in ne kadar kötü olduğundan, her yeri sarmalayan Araplardan ve onları kemirmek için hazır bekleyen farelerin çokluğundan bahsediyordu. Yanlış bir şey söylemiyorlardı aslında. İnsanların Taksim’i bırakıp bunun yerine başka yerlerde eğlenmesini başlangıçta ihanet olarak görüyordum. Mutlak olan kıyameti sürekli ertelemeye çalışmak gibi bir şeydi bu benim için. Kendilerine ait olandan vazgeçip, vazgeçtiklerinin suratına onlarca insanın tükürdüğünü kolaylıkla görmezden gelmeleri başlangıçta biraz canımı acıtıyordu. Hayatın bu kadar duygusal olmadığını fark ettikten sonra, insanların cebinde olan elli lirayla mücadele etmek yerine eğlenmeyi tercih etmelerine tepki göstermedim. Kişi başına düşen umursamazlık seviyemiz çok da
iflah olacak türden değil.
40 – 45 yaş aralığında saçı sakalı birbirine karışmış, çatık kaşlı, Rus mafyasında kısa dönem çalışmış gibi görünen bir adam yavaşça bardan içeri girdi. Tedirgin adımlarla ilerleyip Amerikan barın önünde bir süre etrafı süzdü kısık gözleriyle. Bir sandalye çekip usulca oturdu.
Sifonu açıp, Arjantin bardağı bira ile boyayıp önüne bıraktım. Başı ile teşekkür edip, birası bitene kadar göz temasından kaçındı. İkinci birasını da aynı şekilde bitirdi.
Aradan geçen 45 dakika ve iki biranın verdiği rahatlama ile gözlerindeki sessizlik kırılmaya başlamıştı.
Geniş bir şarkı listesi var. Her zaman aynı şarkılara denk gelmek pek kolay olmuyor.
Birasını fondip yapıp, biraların parasını bara bırakıp; para üstünü beklemeden kapıya doğru yöneldi.
Aynı günün gecesi saat iki sularında kapıda “Aynur!” diye bağıran bir ses işittim. Aynı kişi olduğuna emin olmama rağmen sesin geldiği yöne doğru baktım. Kapıda güvenlikle tartışanın, gündüz gelen Rus mafyası kılıklı adam olduğunu gördüm. Gece sonu güvenliğin anlattıklarına göre;
Benim Rus mafyası olarak tabir ettiğim kişi yani Mehmet, 45 yaşında. İddia ettiğine göre bundan yirmi yıl önce Aynur adında bir konsomatrise âşık olmuş. Mehmet, Aynur’u rahatsız ettiği için birisini öldürüyor ve bunun sonucunda 20 sene hapis yatıyor. Mehmet, evini Aynur’un üzerine yapıp hapisten çıkana kadar Aynur’un onu rahat bir şekilde beklemesi için elinden geleni yapıyor. Fakat tahmin edeceğiniz üzere işler pek öyle yürümüyor. Beşinci yılın sonunda Mehmet hapisteyken, Aynur’un başka biriyle evlendiğini öğreniyor.
İki yıl sonra Aynur tekrardan Mehmet’i ziyarete gitmeye başlıyor. Parasız kaldığını evlenmek zorunda kaldığını söylüyor. Mehmet, Aynur’u affedip bu sefer bankadaki son kuruşuna kadar yıllar içerisinde parça parça Aynur’a veriyor. Hapisten çıkmasına son birkaç ay kala Aynur Mehmet’i ziyaret etmeyi kesiyor. 20 yılın sonunda hapisten çıkan Mehmet Aynur’u hiçbir yerde bulamayınca son çare sözde Aynur’un eski çalıştığı yere geliyor…
Mehmet hafta da bir bizim barın önünden geçip, çaktırmadan içeri bakıp geri çıkıyor.
Aynur’a sevgiler ile…