Galatat

Dağhan Üçok

 

 

Keyfiyet

Herkesin yerine herkes için dense giderilebilecek kadar basit cümle düşüklüğüne ayrı, bol ünlemli küçük enişte kof efeliğine daha ayrı, yazıcının doktor ünvanına apayrı şeyler söylemek mümkün fakat yekten söylenirse: Keyfiyet keyfîlik demek değildir. Arapça keyfe nasıl demek; -iyet eki Türkçe’de -lik, İngilizce -ity veya -ness gibi kavram ismi

9

Sayfa 9 yükleniyor…

türetir. Dolayısıyla keyfiyet nitelik, kalite demek ve her zaman kemmiyet yani mikdar, nicelik ile zıtlık içerisinde bulunur. Arapça pek çok felsefî kavram gibi keyfiyet de 9. yüzyılda, antik felsefe edebiyatı Yunanca ve Süryanice’den Arapça’ya tercüme edilirken icad edilmiş. Aristo’nun Yunanca nasıl anlamına gelen poios’tan türettiği nitelik anlamındaki poiotes kelimesini icad ederkenki düşünme hattı aynen takip edilmiş.

 

Ahfad

Hafîd, güncel Türkçe imla ile hafit, Arapça torun demek. Çoğulu fikirden efkar, şeriften eşraf gibi ahfad. Şefkat yerine şevkat yazma galatında olduğu gibi tipik bir v-f karıştırması. Tuhaf olansa, bu galatı Tanıl Bora gibi saygın bir aydının yapması (1). Maalesef Tanıl Bora’nın hataları burada da bitmiyor: İbn Sina için Tacik demek Ernst Bloch için belki bir nebze mazur görülebilecek bir yanılgı iken Tanıl Bora’ya düşen en azından bir dip not ile durumu

10

Sayfa 10 yükleniyor…

açıklığa kavuşturmaktı. Orta Farsça veya Pehlevice yani İslam öncesi Farsça Taçik, Yeni yani İslamî dönemde ortaya çıkan Farsça Tacîk veya Tazî İranlıların Araplara ama özellikle de göçebe (bedevi) Araplara verdiği isim. İbn Sina o devrin medeniyet dili olan Arapça yazardı fakat Arap değildi. Tacik aynı zamanda İranlıların ve Ermenilerin tarihte Türklere verdiği biraz da aşağılayıcı tınılı bir isim. Milli eğitim müfredatı ısrarla aksini iddia edip dursa da İbn Sina Türk de değildi. Her iki isimlendirme de göçebe ve yağmacı topluluklara verilen bir isim; 20. yüzyılda ise Türkistan diyarında şehirlerde yaşayan ve Fars olmamasına rağmen Farsça konuşan ahalinin adı ki bugünki Tacikistan ismi buradan geliyor.

İbn Sina’nın adını İngiliz imlasıyla abu yazmaksa Tanıl Bora’nın bir başka ayıbı; ona Türkî’de ebu denir.

(1) İbni Sina ve Aristotelesçi Sol, Ernst Bloch, İletişim Yayınları 2018 (çeviren: Tanıl Bora).

11

Muafiyet

Türkçe imlada af, Arapça aslıyla afv silmek, affetmek demek. Belirtme eki geldiğinde afvi demek bilgiçlik satmak için iyi olabilir, derd edilmiyorsa affı demekte de mahzur yok. İstifa ise affını istemek demek; epeyce kibar bir tabir aslında kapıyı çarpıp çıkmak değil. Bunu yapana da müstafi denir, birkaç on yıl öncesine kadar nadir de olsa kullanılırdı. Muaf ise affedilmiş, bağışık. Çok iyi bildiğimiz ve hatta Türkçe kelimelere bile getirdiğimiz -iyet eki (mesela ayrıyet, örneğin variyet) geldiğinde de tabii muafiyet olur. Muhafiyet diye bir şey yok.

12

Sayfa 12 yükleniyor…