Siz Bob’u bilirsiniz Bob’u ben de severim
Şimdi herkes tanısın sevsin zamanıdır Bob’u
Ağları yırtardı Bob, sen mi güçlü ben mi
Uzak maviliklere açılır –hey, bana şefkatten uzak bir midye ver!
uzak diyarlara çekilir –hey bir kırmızı umut ver!
Kırmızı ve güzellik aynı Rustur!
der
defolurdu.
Ne zaman onlara hep defol derdilerse onlar da defolurdu.
Dönüş müydük neydik öyle, zaten biz tablo muyduk?
bu kavuşmalar hep mi kısa, bu zamanlar ne kadardır kendi başına?
der
defolurduk.
Ne zaman bir hayali düşünsek çocuklar gibi defolurduk.
Siz Bob’u bilirsiniz Bob’u ben de severim pilakisi ve haçlar çırpınırken dengesinde
bu neyin dengesinde Bob’unki bunca gerçek sırtımızda dövme
Haç sonra birkaç haç avcumda, tutam erik suları,
salkım salkım elmas taneleri ilaveten parlar
ve acıkmadık
ve acıtanlarımız var
ve acı çanlarımız var taze yaşaran yıllar kurtarmaktalar
Reis, geceleyin yorulmuş bir aşk da dayanabilsin diye mi uyku var?
Siz Bob’u bilirsiniz Bob’u ben de severim , Bob’un tecrübesi ölmezlikten dinçtir
Bugüne geleli örs ve çelikten yurtlar ördü de kendine
Her topludan yalnıza taşınan gençte de var böyle
Kemerinin oyuklu rengi değişirdi terden
Kapalı mekanlarda dövüşsüz morardı gözleri
Daha da morarası vardı gizli kadın arkaları bir yandan
bir yandan Tanrısal anlatımlar dünden satır ucu kalırdı
Gerçeklikte ve lanet olsun erkeklikte dahi ağır
Sen Bob’u bilirsin Reis, Bob’u ben de severim
Orta masada sigara yakmıştı ve üç masada da uçmuştu Bob
Reis… Bob üç masa sigara dumanı gibi tüttü!
Bob yanıyor, Bob’lar yanacak daha da
ve tavanda birleşti sohbetin lavı, her yanda!
Neydi o çocuk öyle? - geçmişimiz hala yaşıyor dedirten
bir şeyler yap yoksa
bu tutuştuğumuz masaların yıllarını bu çocuk hiç unutmaz
Hem Bob var zaten o benim,
sonra Bob’lar oluruz lüzum yok
Bob sen olur Bob o olur, hem olduk da,
yeterince Bob’uz
Zaten onlar tablo muydu
İyi tablolar hep reis
Ve Bob,
Reis
ve Bob sana bir şeyler demişti reis biliyorsun demişti ki
Gidelim
Sabah beş olunca fakat ne geçinden atılmış sanki sokağa
Sabah beş olunca fakat ne de erkenden bir kurt aç kala
Sabah beş olunca gidelim buralardan
Her şey kalsın nasılsa bu saat beşlerde, gidelim buralardan nasılsa
Nasılsa kalsın buralar, altı üstü sönsün masalar
Bob bu doğrulukları dünyadan mı çaldı reis
En güzel nedeni olurdu bütün bu
Bütün bu yine dünyanın yalanları yalanla örtmesi olurdu
Yaşamında kaç kez Reis, kaç tok ses kez
Kaçmak için yürek doğramıştın
Bob evet, Bob vardı, bir de şu kitapların evlendiği Bob
Bob gemicilerin buğulu hikayesini anlatırdı, çünkü siz denizden öteye götürmediniz onu
Aslında bütün insanlığa gereken de mesafenin adım atarak alınmadığıdır
Bob bize yine anlatırdı çocuksu
Çınarlar ve ortasında kulübe
Portmanto zannedilen karlar hâkim kulübeye
Lakin bozulmasın diye bütünden bir masumiyet bırakırdı haritasına.
Adımlarımızdan kalma bir delil
Bu adımların yanı başında ateşimiz yanardı
Bunu hep Bob yakardı
Çoğu kez et olmazdı yürek ısıtırdık
Kıvılcım türedikçe, özgür olurduk
Zaten biz hep oyun oynardık
Öğrenirdik ki özgürlük kıvılcımı yakmak kadar etrafa sıçratmamaktır
Lakin kendimizi ısıtacak her ateş dünyaya sıçramalıdır.
Bob bana ne kadar benzerdi ve sana ne kadar benzerdi Reis
Yaşadığı kadınlar için
‘Ağzınız salt yemeye yarasa fark etmeden iyilik yaparsınız, karlı iş’ derdi
daha da der di korkuyorum diye
‘Korkuyorum yaşayacaklarımı başkası yaşayacak da benden önce ölecek’
Bob hakikatlı cüssesini dünyayla tamlar
Düşlerde kendine yataklar bulurdu
Hiç kadınlarla yatmadı, ve hep kadınlarla yattı.
Bob meselemiz Big Bang’a yolludur
Dallı budaklı bir beynin uluması Bob
Ben Bob’u çok severim hep erken kalkar, hep geç yatar
Zannediyorum bir kadınla yatmadı ama bir kadınla uyandı
Onu kadını uyandırdı
Zaten hepimizi kadınlar uyandırdı da
Bu savaşlardan bize bunlar ganimet kaldı.
Nihayetinde beni anladınız.
Nihayetinde çadırdaydık.
Bob, ben, Reis.
Gübre gibi yükselen bir dumanın esansında masa
Gübre gibi yükseliyor
İnsanların cümlesi yükseliyor her ne kadar rahatsız etse de bizi bu kurulu masa, bu gürültülü teneffüs
bir insanlığı büyütüyor
Doğalında akışın
ilavesiz ve dokunulmaz sohbeti yükseliyor tavana
Sonra ne oldu, bi kaç uzaklar yakınladı da Bob bizi çantasına koydu ve demeye devam etti
Sahiden biraz gidelim mi reis diyerek bizi emanetti huzura.
Her şey kalsın nasılsa
Nasılsa buralar bizsiz de buralardı, bizle de buralar
Bir ormana olabilir şarkılar hep bizimdir ama hiç ses yoktur orada
Bir ülkeye olabilir konuştuğumuz dil yoktur
Bir köprüde sade biz oluruz ve altımız mavi üstümüz mavi
Ne varsa bırakalım buraya
Onu mu? – Evet onu da bırak
Onları? –Evet onları da bırak
Sabah beşse kalkalım ansızın buralardan
Laf dinlemez veletin arabaya çarpması gibi ağırdan ve fırlayarak
Sonsuza da meydan muharebe tokluğunda
İhale gibi yükselen bir dumanın esansında masa
İhale gibi yükseliyor
Kapış kapış nereden geldiği bilinmeyen sözcüklerle bir çift, ve büyümelerle duygular alınıyor.
bir insanlığı büyütüyor
Erkekler birilerine bağlanıyor bir yarış halinde
İstemsiz ve ruhani sohbeti yükseliyor tavana
Bob’u reis, Bob’u
Bob’u dinlemeliyiz reis, kaç Bob’uz böyle?
Kaç kişi duruyoruz onu ve onları isteyerek
Kaç insan alışamıyoruz da geçer yaşam zehir zemberek
Ve Bob reis, ve Bob
Bob’u dinlemeliyiz reis, kaç Bob’uz böyle?
İçinde yanardağların söndüğü
ama yanardağların
ama söndüğü
Sahiden gidelim mi reis der hep baksana
Gözleri olan çoğu insan görmüyor sen gör Reis
Gözleri olmayan çoğu insan görüyor meraklanma Reis.
Her şey kalsın nasılsa
Ama hiç gelmeyecek bir ölümün esnasında
Reis, hem ölümün ayakları yok onu biz adam ediyoruz
Şu masalarda çoğu kadın da bizle adam oldu
İyisi mi -belki kötüsü- biz adamlığımızı orada bıraktık da oldu
Evet, evet onları da bıraktık
Şu masalarda kaç Bob’uz biz,
Zaten her yer insanla güzel oldu biliyoruz reis
Baş ağrılarımızı bırakıyoruz bir de uzun laflarımızın bizi yoran sesinden boşanıyoruz
Bu trafikte uğuldayan bir böceğin tek saniyelik sessizlikte kendini fark ettiren atıkları gömüyoruz
Bitti, bitti inanması güç bugün ama bitiriyoruz, daha ne kadar kötü olabilir sen de
En kötüsü bu kadar olur zaten yürüyoruz
Mahzen gibi yükselen bir dumanın esansında masa
Mahzen gibi yükseliyor
En dibinde toprağın koşulları sağlıklı ve sabırlı, şaraplar türetiyor, sonra o şaraplar aramıza geliyor
Cesaret edemediklerimiz birden bu muhabbeti nasıl dolduruyor
Mayhoş ve geceye sohbeti yükseliyor, tavana
mahzen gibi yükseliyor
Neydi o çocuklar öyle, zaten onlar tablo muydu
İyi tablolar hep asılır
Aynısı olur bıkmadınız mı? Size de aynısı olmadı mı?
hiç tutmadığımız fikirler deli anda haklı çıkardı reis
Fırlatmış iki genç çocuk ve iki yaşlı adam hem kesin doğru söylerdi
Kaç kere kaçmadık siz için bilseniz
Aklımız kaçtı da biz yine durmuştuk
Ve nedendir sesimiz hiç yükselmezdi
Toprak barışımız, mutluluğa dair şehirler yaratmamız
İlgi yaratımları da lazımdı el vermişken
Ağaç dalları, gri asfalt üstü yollar ve yoğurduğun sanat galerileri
Ne hoş alıştık bunlara
Yutkunmak gelirdi de o da giderdi
Yutkunmak ne garip şey Reis,
Biri gelmeyince hep o gelir
Bu Bob’un bildiği , bu Bob’un bildiği
Hangi lafı kestilerseniz ona denkti
Dudak payında damlaydı, hangi köşe başıysa ona denkti
Belinden fiyonklu bir İskandinav’ın
İmanını zorlayan bir giritselin
Neyin suyu bu, bunla mı?
Yalnız oturmayı bunla mı
Yalnız oturmayı sizlerden de seven bunla mı denkti
Neydik öyle, zaten biz evet tablo muyduk
Öyleydik, iyi tablolar hep asılır
Ve saat beşti olmasa da
Sabah beşti bir çok şey daha olmasa da
Varırız tenhaya, kurtlar ulur ama içten ve dürüst hala
Bir atmaca annesini gömmez mi kesin gömer karanlıkta
nehir çoktan emekli gözümüzden ağlamaktandır bu da
Günışığı mı? –Güzel ama fahişe güzelliği var,
Her şey bu gün ışıklarıyla başladı buluşmalara inat
Bu günışıkları azdı
ve biz bizi öldüreni sevdik de daha güzel ölmedik mi?
Saat beş, olmasa da öyle loş mabedinde aham şatosunun
Siz biliyorsunuz
Siz biliyorsunuz ki, dünya acılarımızla dönse dört mevsim yaşardı
Anla neden sade biz
Kardeşi olurdu yaşadığımız saatlerin
Belkisi yok mutlak kardeşi olurdu siz’li saatlerin
Yeryüzü kocalırdı yırtık kadınlarda ve çatlak zirvelerde
Ne olurdu
Bizi sevmezsen , güzel kalan şeyler azalır, salt sana bakmak güzel kalırdı
ardından sen sakın ola erkeğe yabancı kalmazdın
Ne me lazım bir delikanlılar öldürmenin,
Baş paralelde bilinmez hasadı kucaklamanın
Tatları ve güldüklerini
Viyolonsel tamirinde amcanın –yabancı bir amcanın
saçları beyaz sonra yine beyaz bir amcanın
ülkesinin lejantı yüzünde bir amcanın
o haritayı bizim için alır mısın reis…
… gidelim mi reis?
Biraz sabah beş olunca fakat ne geçinden atılmış sanki sokağa
Gidelim ama içten göçelim
Sabah beş olunca ne de erkenden bir kurt aç kala
Bir devleti terk ederken toprakları da alıp kolumuzun altında götürelim
Körpecik beşler açınca gidelim buralardan
Uyuyalım reis!
Şafakta kır çiçeği açan örülmüş saçlarıyla tatlı kız çocukların
Mor ve kahverengi pestiller getiren ellerine uyuyalım
Her şey kalsın nasılsa
Siz de gelirseniz mutlak bir tepede olacağız
En arka dağların gölgesi güzel görünecek bu
Çalılar olur, koşabileceğimiz taş sokaklar olur reis
Çocuklar buluşur nehir var ve ortasında bir ada
Çatılarını ve pencerelerini izleriz film artisi onlar beyaz sonra yine beyaz
Palyaço burnundan kızak uçlarımızla eğlenceli yola
Sizin kolyeniz olur, bineriz
Bileğimizi rahatlatan takılarımız olur sineriz içimize
İçecek taze sular söyleriz
Şeker birazcık daha şeker, daha acı olur her şey böyle
Gideceğimiz yerler öyleki orda en acı şey şeker
Saat olmaz orda – ki burada ne kadar
Saatin dünyaya göre, sana göre değil
Bob, Bob’lar doğarız birden ki
Bob olmak hiçbir insiyet gibi öldürmezdi bizi
Bob’u dinler Bob olmak isterdik
Çünkü Bob olmak hem ani kaçışları istemek, kabul edilmedikçe de ölmektir.
Kaçmazsak bir daha ne zaman yaş aldık, her iş bir iş doğuruyor reis
..
Yetmedi mi!
Yaşlılığa kadar tanıdık, yaşlılığımız kadar yakın yetişiyor
Bize bu çocukları oyalamak rolü kaldı reis ne kötü rol
Diyorum reis
Diyorum ne kadar yorulmuşuz burada
Borsasında bin bir asık suratın
İki el tutmuştu omuzumuzda
‘Hey! Değdi mi! ‘
-Değdi mi? , gerçekten de değmedi
Uzağa, ta en yakın bizdeki uzağa
Gidelim, uzağa gitmek yakınlaşmaktır zaten içimizdeki insana
Diyorum ki bu saat beşlerde gidelim buralardan
Nasılsa kalsın buralar altı üstü
Kimi zaten oturduğu yerden uzağa gitmez mi
Sanki bir bilet kesiliyor bu anlarda
Hızlı olması bizi ne kadar şaşırtmıştır reis
Bu kadar hızlı bir uçuş bizi hiç korkutmamıştır.
Bob masada Reis
Bekliyordum bir kızı demek Bob bir kız bekliyor Reis.
Kız zamanında geldi sanki yıllar oldu, Bob’u kaldırmaya çalıştım
Bildiğin bir senaryo sonunun kötü bitmesini engelleme istemimdi.
Bob masadaydı Reis mutlak biz geldik diye o da gelecekti, gelmişti.
Her genç gelir çünkü, geldi çünkü
Birazdan Bob kesintisiz konuşacak çünkü ben de konuştum sen de konuştun
ve sen de konuştun Reis
Boğazı kuruyacak çünkü ben de, sen de, ve sen de reis
Tamamlanan tek şey bu, kız bir cümle edecek.
Kız bir cümle etti ve kalktı masadan.
Halbuki Reis
…
Biz Bob’u toprağa.. diye düşünmüştük.
Daha kaç Bob’uz böyle ve kaçının cenazesi buradan kalkacak?
En nefret duyduğumuz an buydu benim de, senin de, ve senin de reis
ve artık Bob’un da
Kız kalktı ve çıktı.
Bu değil.
Bob hala masada Reis.
Masanın ortasına gözeneklerimizden ciğerimiz çıkabilirdi bu olabilirdi
Öyle olmadı mı sizin de? bayağı bayağı germişlerdi bizi, kenttekiler de izlemişti
Dublörümüz mü ölmüştü bilmem,
o da gelsin reis, herhal ölmediklerimizde o ölmüştü
Kanlı giysiler olur giysiyi atarsın kan kalır
Bu insanların gitmeleri öyle biraz da
Yadsınırken hortlağın dağılmışı, ve her giderken sıkışmış beyni
Kaç kere içimizden göçmüştük.
Ama biz her gün göçmek isteyenler
Biz gelmiyoruz Bob, nedensizce bilmiyoruz.
Özür dilerim Bob.
Şimdi herkes tanısın da ölsün zamanıdır Bob’u.