Buzağıya Tapmayan Lena

Yunus Can Yücel

 

 

1

İstemediği şeyler hep yağmurlu günlerde başına gelmişti ve yağmur, bugün gözüne kestirdiğine yağıyordu. Onun ise ağır mı ağır gözlüğünden süzülen yağmur damlaları, yuvarlanarak büyüyen kartopu gibi yakında yüreğine inecek bir çığın habercisi gibiydi. Çığın altında kalacak olan kızın ise haberi yoktu; haberi yoktu bugün flütüne yalnızlık üfleyeceğinden, benim ruhuma ise Sùr`u.

Kötü bahtı doğduğunda yapışmıştı yakasına. Bir Seferad Yahudisi olarak yıllardır inancı yüzünden ailesiyle beraber bir oraya bir buraya sürülmüştü garibim. Kendilerini en son İstanbul`da bulmuşlardı. Burada da onlara sahip çıkan onlar gibi göçmen olan Arden ustaydı. Ben de ustam sayesinde tanışmıştım Lena ile. Arden usta sahip çıkmıştı çıkmasına da ben Lena`nın kendi gibi göçebe olan kalbine sahip çıkamamıştım.

36

2

Bu pastane hatırlayacağınız gibi yarım asır önce varoluş sancılarıyla içindeki çocukları kusan, batı tabiriyle ‘egzistansiyalist’ aydınların buluşma noktası olan Markis Pastanesi, değildi tabii. Burası sadece yüzlerce fabrika işçilerinin buluşma noktası olan, 3.Nesil boş fikirler ve işler atölyesiydi. Atölyenin camından içeri kısa bir bakış attım. Yüz yüze geldiğimizde gözlerinin içine iki saniyeden fazla bakmam, tüm ayrılık planlarını mahvedip, oradan el ele mutlu mesut çıkmamıza neden olabilirdi. Bu düşüncenin verdiği korku yüzünden camın ardından, saniyeleri saymadan doya doya bakmak istedim. Fakat kahrolası yüzlerce fabrika işçileri, fabrika sahibi olmak adına hesaplar yapmak için içeriyi doldurmuşlardı ve akılları buna yetmediğinden, beyinlerinden çıkan fabrika dumanları camları buğulamış, bu nedenle içeriyi görmek imkansız bir hal almıştı. Düşünebiliyor musunuz? Hem havayı, hem çocukları zehirleyen bu dumanlar yüzünden ben Lena`mı son kez doya doya izleyemeyecektim. Marx hayatta olsaydı yüzüme tükürürdü kesin. Hepimizin eseri bu. Neyse deyip, sinirimi cama hohlayarak, ortama ayak uydurmak adına içeriye burjuvazi olmak isteyen bir köylü girişi yaptım. Böyle bir girişe alışık olduklarından, hiçbir fabrika işçisi dönüp de bakmadı. Tek bakan ise tahmin edeceğiniz üzere fabrikatör kızı Lena`ydı. Onu göremediğimi fark edince sandalyeden yarım ayak kalkarak elini hafifçe kaldırdı. Ben ise bir güvercin kanat çırptı zannettim, irkildim. Çünkü böyle bir

37

masumiyet olsa olsa bir melekte olurdu. Desem ki gel gidelim buralardan kanatlarına al beni göğe çıkalım, hiç düşünmeden kabul ederdi. Dedim de zaten. O da hiç düşünmeden kabul etti. Günahlarım ağır gelir, yorulursun kanat çırpmaktan dedim. Dinlemedi. Yüzünde cennetin dokuzuncu katındaki muhafız meleğin cesareti vardı. Biz beraber sekizinci kata kadar çıktık. Beni orada bıraktı ve indi. İnmeden beni ne olursa olsun dünyada bekleyeceği üzerine söz verdi.

3

Kırk gün sonra geri döndüm. Belki de kırk yıl. Bilmiyorum, meleklere sorun. O aynı yerde bekliyordu ve hala on dokuz yasındaydı. Musa'nın kavmi bile o kadar beklememişti. O döndüğünde kavmini buzağıya taparken bulmuştu. Şükretmeleri için Tanrı onları affetmişti. Lena beni asla affetmeyecek.

4

Lena, dokuzuncu kata yükselip kendini Kalypso ilan etti.

Gelip kendi Odysseus’una, yani bana, yanında kalmam şartıyla ölümsüzlük teklif etti.

Ona Penelop’u bulmadan zaten ölü olarak yaşayacağımı söyledim ve gittim.

38

5

“Geliyorum Penelop, seni bulmaya geliyorum, seni bulmaya..”

39