Zıpçıktı

Semih Bozkurt

 

Senin sokağından döndüğüm dün gece gibi gecelerin
Yani gecelerin tümü var olan,
yani yok olduğum bir dua gibi zamanları gökyüzünün
gök alaca kurdu karanlığın
zaman duamın öykündüğü güneş kuluçkası

bin yaşındayım, biliyorum bunu
yanık oksijen kokusu, düz yürüme alışkanlığı
hatta ayaklar, çıplak bilekli tiril tiril
sevişmen ve sürüyle iki iki
emilmemiş bölgesel panzehir
yeryüzüne taşan ağaç kökleri
kıyısından damlayan zeytuni gözdeniz
söylüyor açıkça
kadın yeryüzüne uzanıyor çıplakça.

Gecede güneş olsaydı tam olarak nerede olacaksa oradaki boşluğu söylüyor bunu güya

goya büyülüyor mayıslarla, mayıslar çok girer bize bunu yazsın masallar
mayışık kamp ateşleri uykusunu bölerken ayın şavkının,
aynı şevkin yok oluşu bir dua içinde görülüyor ayın şarkının

18

güneş boyluyor toprağı dağın etekleri günün kaçakçısı
toprak ki hatırlatır masallar yazılmazdırı, onlar kurak kulak zıpçıktısı

bin yaşındayım biliyorum bunu
korkusu karbondioksit kokusu
ayakların geriye gitme alışkanlığı
hatta ayaklar, düşe kalka eytişimsel infirat
savaşman ve biriyle tek tek,
emilmemiş özerk zehir
kesilmiş ağaç köklerinin yeryüzündeki yokluğu
merkezinden fışkıran kurşuni mayideniz
söylüyor açıkça
adam yeryüzüne uzanıyor çıplakça

sene 1900 kere 2094 gibi olmadığım pek çok yılı yüzyılın
yani zamanın beni alakadar etmeyen her yaradılışı
yani her yaradılışın beni huzursuz ettiği sonsuzluğu zamanın
hüküm daraltıyor zamanı ve zamana olan hakimiyeti

öyledir ki hükmü dar olan, hükümdar olmuşsa zamana
gecede olmayan güneşin yaktığı yer kadardır zamanın cirmi
işte yansıyor yanılsıyor ay da güneş de bana pek cimri
ay mahkumdur güneşin lalalığına şahittir buna dünya
kamp ateşleriyle kararır dualar saga ya da sonata
zamanım kalmadı ayı güneşe hükümdar kılmaya

19

dünya, boşalacak. güneş gecedeki boşluğunu kadına bahşetmişti ama adam onu dünyayla doldurdu. davetsiz dünyayı binli yaşlarıyla pusla doldurdu. doldurdukça dünya şişti, şişen dünya yuvarlaklaştı ve ufku kurşuni pus altında belirsizleşti. Sağa sola ekilen saga ya da sonata ayaklarını fütursuzca birbirine doladı, yönünü bulmak için özerk zehrine sımsıkı sarıldı ve erken yaşların pusulası ayı yalnızlaştırdı. Güneşin hükümranlığı, dünyanın şahitliği, vajinaydan hayat yerine gece fışkırdı.

sene başucundayım sokağı’nın gecesi
yani dünya aklımın pek çok beni
aklım dünyada bulundukça bunalıyor ruhum
midem bulanıyor
bunamış bedenim
bendimi buldukça bunuyor
bu yaşlarda kabusun olacak her geceye görün
uyumak değil yalnız geçen geceleri kayıp ömrün
senin sokağından döndüğüm dün gece gibi gecelerin
yani gecelerin tümü var olan
yani yok olduğum bir dua gibi zamanları gökyüzünün

20