Biz seninle iki farklı dünyada,
Aynı hayatları yaşıyoruz.
Bir vapur bile yok aramızda.
Sana giden bir yol
Bir kaldırım yok
Yürüyüp gelemem çay kokan kahvaltılarına.
Tekerlek üstü, cam kenarı yolculuklarımın sonu sen değilsin artık.
Matematik yalan söyleyebilir insanın yüzüne baka baka
Ama fizik söylemez;
Bir mıknatısın zıt parçaları birbirlerini çekerken,
Eş parçaları;
Birbirlerini iter.
Bilimsel makalelere övgü niteliğindedir fark edişlerim,
Bir sövgü biçimdedir tüm bu haykırışlar
Ne sana ne de bana
Varsa tanrıya!
Bir vapur konuşuyor şimdi
Sanki ben onu dinlemek istemiyorum da
O bana zorla bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibi
Gülüp geçiyorum çabasına
Gülüp geçiyorum.
Gülmeden geçilmiyor, biliyorum.
Gülme-den geçilmiyor.
Gülerek de ağlayabiliyordu insan.
Her tercihin sonunda,
Ağlamayı başarabiliyor
Nisan yağmurları.
Geleceğini ben yazdım,
Gideceğini de.
Şüphesiz ki ben,
Bir tanrı değilim elbet.
Ama benim de meziyetlerim yok değil.
Evvela iyi çay demlerim.
Beyaz tabaklı mezeler benim işimdir.
Çünkü ben
Babamdan olduğum gibi
Biraz da annemdenim,
Severim haydariyi.
Bir tütüncünün kapısında çay içebilirim mesela
Yahut boş bir sigara dumanı gibi geçen zamanda
Bir kitapçı da bulabilirsin beni.
Beyoğlu’nu sevmem.
Edip Usta’nın hatırına Çiçek pasajına giderim,
O kadar.
Ben biraz da Kadıköylüyüm doğrusu,
Ve erik dediğin ekşi olmalı biraz.
Gördün mü bak!
Ne kadar da aynıyız.
Bir kaşım bir de sütyenim yok galiba.
Çatı katındayım şimdi,
Antenler gölgeliyor düşlerimi.
Gıcırdayan gökyüzüyle
Ve yıpranmış yüzümle
Senin gezegenine bakıyorum.
Orada!
Bir şey kımıldıyordu
?
Ve iki dünyanın en olgun yemişi;
Basit bir muşmulaysa eğer,
Kabahat bizim değildir güzelim.
Çünkü bilirim,
Fizik yalan söylemez.