Lego Parçaların

Melis Erdoğan

 

Lego Parçaların
Melis Erdoğan
00:00

olanlar, zamanın bile gösteremediği kadar silinikleşmişse ve artık bambaşka kararlar alarak büyümeye başladığını fark ettiğinde temelini attığın sonsuz inşaata tosluyorsan, yaşın kaç? sonra, o silinikleşen her şeyin, en sevdiğin tişörtünün makinede bilmem-kaç-bin devirde bilmem-kaç-sene döndükten sonra aldığı renk kadar hala orada olduğunu kendine itiraf etmeye başlıyorsan, itiraflarının ardı arkası gelmiyor, fakat bunların sesli bir itiraftansa, inkâra müsait içten sohbetler olduğunu da çok iyi biliyorsan, bu anının çiçek açtığını, bundan öncekilerin solar gibi bir bir nefes almayı bıraktığını da görmüşsen, sanki sen hiç büyümezdin gibiydi, sanki hiç bu yaşa gelip de bu kadar küçülmezdin gibiydi –ise, bir tane hayat içerisinde birden fazla yaşadığına yemin edebileceğin bir Tanrı’n olsa ederdin-se ve maalesef ki yeminini bile kendine ettiğin dinsiz hayatına her gece şükretme ikilemine sarhoş gibi düşüyorsan, öyle çok içmiş, öyle kendinden geçmiş, öyle bir

13

rota belirlemiş ve dünyanı genişletmişsin ki, yine de senin dışındaki her şey akıl almaz bir ayyaş pişkinliğiyle karşına dikilebiliyorsa, bir an geliyor, bir mutluluk ediniyorsan ve zamana yenilen iskeletinin kökleri toprağa bin yıldır bağlı bir selvi gibi güçleniyorsa, güç kazanmanın ömür aldığı, kaybetmenin bir esintiye baktığı hayatla şakalaşır gibi dans ediyorsan, aniden kurulan masalarda kendine gerçekten de bir yer bulabilip, emek emek, saatlerce kurulanlarda sahipsiz hissediyorsan, kitaplarla uyumuş, hayallerle büyümüş, gerçeklerle sersemlemiş bir küçük çocuksan, yine de değişmiyorsan elindekileri, kurmacalığına dalsan bir daha gözlerini muhtemelen alamayacağın bir başka hayata özenmiyorsan yine de,

hem sana ait bir düzenin varsa, hem de sana aidiyet bildirmese de sahiplendiğin onlarca fikrin, tarihin bir çift nasırlı, sert, şefkatten uzak el ile bükülmüş gibi saptırıldığı anlardan; kötülüğe cılız bir fiske atar gibi yersiz farkındalığınla karmaşıklaştırdığın anlara öylece kapılıveriyorsan, gündelik işler içerisinde yok olurken ve var olmaya çalışırken ve gündelik olmayan işler içerisinde kendini daha çok bulur gibi hissederken; yaşın kaç? mahallede kaç kez top oynadığına mı bakmalı, kaç kez dondurma çubuğu üzerinde “bedava” yazısı görüp sevindiğine mi, kaç kez korkuyla annene sarılmaya çalışıp yanında kimseyi göremediğine mi? biraz da çirkinliğini kabullenmişsen ve kendinle ettiğin sessiz muhabbetlere öyle derin anlamlar yüklemiş olacaksın ki; kendine avazın çıktığı

14

kadar sinirlenmişsen, başın dik, elbisen ütülü, tırnakların ojeli, saçların fönlü, gömleğin ilikli, ayakkabın ışıl ışıl, saatin artık takılı kaldığın yılları göstermiyorsa; yaşın sonsuz, görünenin ardında yatanlara; yani yara bere içindeki adımlar ve çelişki dolu kararlar ve korku dolu sorular ve tedirginlikle alınan nefeslere rağmen, kendini hiçbir cümleyi tamamlama niyetinde bulmadığını fark ettiğin an; iyi ki doğdun! o kadar koşuşturma, yıkım, düzen, ikiyüzlülük, inanç ve o kadar insan(?) olmanı sağlayan her şeyin arasında hala yarın- karşına gelebileceklere hevesle bakabiliyorsan, kendine sonunda legodan bir kale inşa edebilmişsin demektir

15