Galatat

Dağhan Üçok

 

Bir z kuşağı lafıdır gidiyor. Bir yandan dertlerimize deva hastalarımıza şifa borçlularımıza eda müjdesi, hatta içinde yaşadığımız zulüm deryasından kurtuluş ümidimiz, öte yandan gözlüğünün üstünden kaş kaldırarak söylenen ninenin “zamane işte!” nidasının şamar oğlanı… Hatırlar mısınız, sekiz sene önce Gezi protestoları sırasında da bir 90 kuşağı lafı icad edilmişti. Altın çilekten bilmem ne otu suyuna nesnesi sürekli değişen ama kendisi hep sabit duran mucize yiyecek gibi Türkiye gündeminde bir kuşak ihtiyacı var demek ki.

Sonu başa alarak konuşalım: Zırvadır. Zırvadır zira z kuşağı isimlendirmesi x ve y kuşağından sonra gelmesi itibariyledir. İkinci Dünya savaşından sonraki yirmi yıllık dönemdeki nüfus patlamasında (baby boom) doğan çocuklara kayıp kuşak manasında generation x dendi. “OK boomer!” dediğimizde ne dediğimiz bilelim. Şu an 50-70 yaş aralığında olan bu neslin babaları dünyayı alt üst eden o savaşta öldü, öldürdü, yaralandı, uzun yıllar askerlik yaptı veya en azından savaşın etkilerini derinden yaşadı. Zırvadır zira Türkiye İkinci Dünya savaşına girmedi, savaştan sonra Türkiyede ciddi bir nüfus artışı da yaşanmadı. Bu isimlendirme ve düşünüş Türkiyedeki kuşakları açıklamakta

9

bir işe yaramaz. Şu an yaklaşık 25-40 yaş arasında olan ve milenyum çocukları veya y nesli diye ifade edilen kuşak bu kayıp kuşağın çocuğu oldu. Bu nesle Türkiyeye has olarak Özal nesli, hamburger çocukları gibi türlü aşağılayıcı isimler verildi, gençliğimden gayet net hatırlıyorum. Şu an karşımızda duran gençlere z kuşağı denmesinin sebebinin kökü bu nesil isimlendirmesindedir. Sekiz yıl önce şöyle yazmıştım:

“Gezi Parkı olayları devam ederken, medyada ve onu takiben siyasette, bir “90 kuşağı” güzellemesi başladı. Bu çocuklar bir harikaydı; esprililerdi, önyargısızlardı, yaratıcılardı, müthiş zekilerdi. “Cem Yılmaz nesli” diyen dahi çıktı. Okuduk, duyduk, gördük.

Küçük bir detay ama, başın en başında, bugüne kadar bir sosyal hareketin ‘kuşak’ olarak isimlendirilmesi doğum tarihiyle yapılmadı. 68 kuşağı dendiğinde kastedilen 1968 doğumlular değil, 68 gençlik hareketinin içinde yer alanlardır; 1968 ve takip eden yıllarda kabaca 16-35 yaş aralığında olanlardır. Meşrutiyet nesli dendiğinde 1909 doğumlular anlaşılmaz. Ayrıca literatürde “90 kuşağı” diye bir şey yok. Fark eder mi? Etmez elbet. Ama literatürde Y-generation diye bir şey var; milenyum çocukları diye bir şey var; var da var ve bu nesil yaklaşık 70’lerin ortaları veya sonları veya 1980’ler ile başlatılıp yine yaklaşık 2000’ler (veya 1990 ortaları) ile bitiriliyor.

10

2013 kuşağının yaratıcı zekasını ve mizahını överken aklımızda tutalım: Cem Yılmaz 1973, ekşi sözlük’ün kurucusu 1976, Umut Sarıkaya 1980 doğumlu. Yine aklımızda tutalım: Apolitik diye kakılan, hamburger nesli diye alay edilen, Özal kuşağı diye yaftalanan yine kabaca 1975-1985 arasında doğanlardı. O kadar çok kafamıza vuruldu ki, en sonunda biz de kabullendik: Bizim neslimizden bi’ numara olmazdı. O nesil ki gözlerini açtığında Kenan Evren cumhurbaşkanıydı, tek kanallı TRT’den başka televizyon yoktu, Sovyetler Birliği diye bir ülke vardı. Misketten twittera, Voltran’dan Counter Strike’a, gazete kuponundan internet forumuna, Cin Ali’den FRP’ye savrulduk.”

Pek iyi, bütün bunların dil ile ne ilgisi var? Arz edeyim:

Bilhassa Türkçe için geçerli olmak üzere, dildeki önemli dönüşümler hep köklü sosyal değişimlerle beraber olmuştur. Bunun izleri ta Tanzimata kadar sürülebilir, yaklaşık iki yüz yıldır Türkçe sürekli çalkalanıyor, bir türlü toz duman yere inip göz gözü görür hale gelemiyor. Üstelik bu, her dilin tarihi macerası içinde doğal evrim sürecinden fazlasını içeriyor.

12 Eylül rejiminin belki de tek hayırlı icraatı, Türkçenin üzerinde yarım asırdır süren Türk Dil Kurumu tasallutunu ortadan kaldırmasıydı. Hoş, internetin var olduğu bir çağda artık istense de herhangi bir kurum

11

Türkçenin kaderi üzerinde başat söz sahibi olamaz. Dolayısıyla bir serbest pazar, bir doğal seçilim ortamı, hatta belki orman kanunu geçerlidir. Bu bir yakınma değil; zaten doğası gereği böyle olanın tesbitidir. Buradan daha politically correctness hikayelerine girecektik, yine yer bitti, o da önümüzdeki sayıya kalsın.

12
13

Sayfa 13 yükleniyor…