gölgemin olmadığı bir gündü
rüzgâr gibi burada ve bilinmemekte nereden geldiği
ben ki ruhsuz bir anıt, kâbustan kaskatıyım
neresinden bakarsan bak dünyanın asma katıyım
olmaktan korktuğum yerdeyim
olmam istenen yerdeyim
şimdilik ayak sesleri uzak yine de sallantıda yaşamak
asma kattan süzülen ne bir yaprak ne de bir sağanak
alına doğru akan yaşlarla tersten okunan dünyalar yaşanmakta
ve içi nefes dolu sıradan dünyalar aslında yaşanmamakta
ben ki bir gün nil bir gün marmara
asıl sorum şu nasıl oldu da unuttu denizde boğulduğunu
dünyanın altını üstüne getirince, alt üst olur ya denizler, deryalar, dağlar
hesaplar ve kitaplar
ATM sıralarından ölüme borçlanan yığınlar
temassız kefaretleriyle ölümden tiksiniyorlar –bir kabus için anıttır onlar
yanlış insanlara söylenen yanlış cümleler
üst üste yığılan insan yorgunluklarına kanıttır
insan ki bu dünyadan alacaklıyken ona borçlu bırakılmıştır
gözler karşılıksız acılara çevrili
ahiret gibi ödeme günleri üzerine söylevler alevli
verecekler kaygılı, alacaklar öfkeli
gülüşüne karışan malum buruklukları
denizlerin izini sürme işi bu dünyaya bıraktığım izin keşfi
ama şimdilik uzak ayak sesleri
izimi süren yol olmaktan beridir
brighton’dan rüzgârlı denizler k’köy’e çıkar –diyor
ne çıkar siz bizi anlamasanız da diye diye dünyaysa
anlamazlıktan bile bir çıkar umar
çıkar dolu yığınlardan ne bir yol var insana ne bir çıkar –deniyor
bir ay geçiyor dolunayın altında ışıyan yüzümden beridir
yükseldim diyor ay güneşin güzelliği altında gökyüzüne
güneyin sol yanında kalan güneş ışıkları ipucu veriyor zamana dair
hatıralardan denizler çıkar, kimse bir ada değildir
bir kabus için anıt gülüşüne karışan malum buruklukları bu yüzdendir