Cemil karşımdaydı. Gözlerini en çok ne kadar açabiliyorsa o kadar açmış, saç diplerinin arasından terler boşanmıştı. Bağırıyordu. Bir eliyle üzerinde Süngerbob olan anahtarlığı döndürüyor, bana düşmanıymışım gibi bakıyordu. Anahtarlığı ona oğlum aldı. Oğlumuz… Bir düşmanmışım gibi. Cemil, hayatımda tanıdığım en hızlı düşman edinen adam. Öfkesini, sinirini içinde tutamaz. Böyle ağzından tükürükler saçar bağırırken.
- Ne var yani?! İlla sorun çıkarıp dırdır edeceksin. Sikeyim böyle hayatı! Cebimizdeki üç kuruşu harcayamayacağız gönlümüzce. İstedim, aldım. Öderim ben borcumu. Yavaş yavaş öderim.
Cemil şimdi sağ çaprazımda. Anahtarı masanın üstüne bıraktı. Koltuğa, yanıma oturdu. İlk gecemizde de böyle yapmıştı. Düğüne gelen misafirlere kızmış, üzerimde gelinlik, saçlarımda kafa derimi delen firketeler varken başkasına olan hıncını benden almıştı. Hiç soyunmadan çıkıp gidiversem demiştim, şimdi, şu anda. Düğüne çok masraf yapıldı, babamlara ne derim?
- Ben hepimizi düşündüm de aldım. Hep sen yoruluyorsun oğlana filan yaparken. Şifa niyetine pazardan taze meyve alır sıkarız dedim, fena mı ettim?
Bir şey demedim. Yine ayağa kalktı. Sesi yükseldi. Ben sustukça o bağırmak istiyor. Ben hiç bağıramam. Bazen diyorum, benim bir küçük var Meliha, onu alsaydı acaba daha mı mutlu olurdu? Meliha da çocukluktan severdi Cemil’i. Ama o benim gibi değildir, o bağırır. Bazen babam beni sıkıştırdığında bile araya girip kafa tutardı. Ne güzel saç başa girerlerdi şimdi Cemil’le birbirlerine.
- Bitti! Kapandı konu. İade etmiyorum!
Çok borç var. Bazen kapı çalınca alacaklı geldi sanıyorum. Bazen kapı çalınca, kapıyı açıp aralıktan sızıp gidesim geliyor. Cemil beni sevmiyor. Beni sevmek yerine geçen ay televizyon aldı. Yeni bir bulaşık makinesi, patatesleri kolay doğrayayım diye bir alet. Bu meyve sıkacağı bardağımı taşırdı.
- Beni pazardan taze almıştın Cemil ama sıkıp suyumu çıkardın.
- Ne demek o? Dilin demir yemin ederim. Yedi cihan birleşse lafının altından kalkamaz.
Cemil arkamda. Veli’nin uzaktan bizi izleyen gözlerini görüyorum. Yavaşça kalktım koltuktan. Yüzü tedirgin, bilmiyor ne yapacağımı. Mutfağa gidip sıkacağın bıçaklarına baktım, yokladım elimle. Ufacık bir damla kan sızdı. Sonra tıpkı istediği, arzu ettiği gibi yaptım limonatayı. Az şekerli, bol naneli ve beni sevmemesinin bir damlacık bedeli.