Tefrika olarak yayınladığımız Gece'nin ilk bölümü Temmuz-Ağustos sayısında sizlerleydi.
...Gözlerim garsonun sessiz bekleyişi ile dokunmadığım tabağa diktiği gözlerinin ahenkli uyumuna takıldı. Yenmemiş büyük bir parça kanlı et ve buharda pişmiş sebze dolu tabağa kaydı bakışlarım. Uzuvlarımdan yakalayıp sivrilikleri ile sinir uçlarıma dokunan çatal ve bıçağın gerçekliğine sürüklendim. Hafif esintili havanın saçlarını uçuşturduğu kadın karşımda, mimik oynatmadan bakışlarımı yakalamaya çalışıyordu. Nerede olduğumu fark ettim birden. Düşüncelerim sürüklenerek rüzgârın verdiği tanıdık hisle zihnimi rahatlatan rıhtıma, restorana adım attığımızda duyduğum acı gerçekle baş etmek için benliğimi bırakmıştı. Bir süre sessiz kalmanın, zihnimde kaybolmanın yarattığı tuhaflığın farkına yeni yeni varıyordum.
Açlık hissi göz ardı edemeyeceğim seviyelerde gezinirken, etin kanlı dokusu ağzımı sulandırdı. Ellerim bacaklarımda sessizce kullanılma sırasını beklerken, aniden havaya kalkarak parlak metallere uzandılar. Kanlar akıyor, ağzım sulanıyor, dişlerim gıcırdıyordu. Büyük bir parça kestiğim etin nefis kokusu ile midemde beliren boşluk hissi düşüncelerimin sıralanmasını sağladı. Dişlerim etle buluştu, mutluydum.
Bir süre bekleyen garsonun uzaklaştığını fark ettim. Neden beklediğini de anlamamıştım zaten. Kendimi yemekle kaybettiğim dakikaların ardından başımı kaldırarak karşımda oturan kadını incelemeye başladım. Yüzü soru işaretleriyle dolu, sert etin dişetlerimde bıraktığı his inanılmazdı. Saatlerce çiğneyebilir, sonra yeniden sipariş verebilirdim. Günlerdir yemek yememişçesine aç hissediyordum.
Beklediğimden daha kısa sürede tüketilen yemeğin ardında kalan kirli tabağı sağ elimle biraz itekleyip arkama yaslandım. Artık tatlı yeme zamanı gelmişti. Tatlı menüsünü getirmesi için garsona işaret verebilme umuduyla etrafı izlerken sesini duydum.
“Neden bir şey söylemiyorsun?”
Başım ağır çekimde saten elbisenin üzerine yapıştığı kadına döndü. Neden bahsediyordu? “Neden bahsediyorsun?”
“Söylediklerimi duymadın mı?”
“Ne söyledin?”
“Ayrılmak istediğimi.”
“Evet, duydum.”
“Neden tepki vermedin?”
Rıhtımın soğukluğu tenimde geziyor, otel odasının gerçek hissettiren sahteliği ile sözlerinin anlamsızlığı beynimde
yankılanıyor, kendilerine anlam kazandıramıyorlardı. Ne dememi bekliyordu ki? Garson bulamamak canımı sıkmaya başlamıştı. Sıcak yaz gecesinin esintisi her yeri doldurmuş, şehre hâkim olan huzur içime dolmuştu. Çatal bıçak seslerinin havaya karıştığı restoranın dışındaki masada oturan ben ise terk edilmiş, en azından teselli tatlısı yeme umudu ile birilerine seslenmeyi bekliyordum. Yeniden başımı çevirerek gözlerinin içine baktım. Benden hala cevap beklemesi nasıl bir saçmalıktı?
Havada asılı kalan elimle restoranın camından içeriyi görmeye çabam sonuç verdi. Sonunda elinde tatlı menüsü ile beliren garson günün spesiyalini söylüyordu. Çikolata sosunun bol olmasını söylediğim bir tatlı siparişi verdikten sonra başımı beklenti dolu kadının yüzüne çevirdim. Sanırım tatlı yemeyecekti. Teşekkür ederek gönderdiğim garson boş tabağı önümden almış, yüzünden bir sorun olduğu anlaşılan kadının el sürmediği tabağı bırakmıştı.
Masada şarap olmadığını fark ettim. “Neden şarap sipariş etmedik?”
“Ne diyorsun sen? Yalnızca şarap olmaması mı sorunun?”
“Yemeğin yanında şarap içmenin güzel olacağını düşündüm.”
“Garson içki siparişi almaya geldiğinde hiçbir şey söylemedin de ondan yok şarap masada.”
“Sen niye sipariş etmedin?”
Hayretle açılan gözleri bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Anlamaya çalışamayacak kadar tatlı ile meşguldü kafam. İçeriyi kontrol ettim, garson görünürlerde yoktu. Restoranın karşı kaldırımında şık giyimli insanlar içki eşliğinde sohbet ediyor, içeri girdiğinizde hemen solda kalan barın yoğun kalabalığını dışarı taşıyarak bar sandalyesinden düşmeye çalışan sarhoş bir adamın salınmasına müsaade ediyorlardı.
Bol çikolata soslu tatlının gelişiyle ağzım yeniden sulandı. Bir süredir sessizce oturan kadına bakmak istemiyordum ama ayıp olacağı düşüncesiyle “Sen yemek istemiyorsun sanırım” diyerek gösterdiğim tatlıyı mideme indirmeye başladım.
“Ayrılmak istediğimi söyledim ancak senin tek yaptığın yemekle ilgilenmek!”
Neden sinirlendiğini anlayamamıştım. Restoranda masamıza yerleştirildikten hemen sonra, mutsuz halinden endişelenerek nedenini sormak mıydı suçum? Yemek siparişi dahi vermeden ilişkimizi bitiren kendi değil miydi? İnsanlar ayrılmak istedikleri insanlarla neden randevulaşırlardı ki?
“Ayrılmak istediğini söyledin, ben de biftek yemek istediğimi. Ne farkı var?”
Gözleriyle alevler saçan kadın daha fazla aşağılanmaya
dayanamamış, bir hışım sandalyeyi itekleyerek ayağa fırlamıştı. Bitirdiğim tatlının son lokmasını çiğnerken yüzümde boş bir ifade ile keskin hareketlerini takip ediyordum. Çantasını alan kadın geriye bir adım atarken son kez yüzüme bakarak bir şey söylememi bekledi.
Çatalı çikolata sosuna bulanmış tabağa bırakarak arkama yaslandım. “Ayrılmak için benimle yemeğe çıktın, sonra da yemek yediğim için kızdın. Hem şarap siparişi bile vermemişsin. Neden yalnızca ben emek vermek zorundayım? İlişkimizi bitirdikten sonra bile birlikte olalım diye yalvarmamı bekliyorsun!”
Son damlayı damlatmış, bardağını taşırmış, bizi geri dönülemez bir yola sokmuştum. Şaşkınlıkla açtığı ağzı birden kapandı. Artık bir şey söylemesinin anlamsızlığını anlamış, ilişkiyi bitiren o olduğu halde, kurtarmak için uğraşmamamdan mütevellit benden nefret etme aşamasına geçmişti.
Gitmek için hamle yapacağı anı kolladım. Bir ayağı geriye gidip fiziksel olarak benden uzaklaşmaya başladığında, “Hayatım bekler misin?” diye seslendim.
Şaşkınlığına buladığı beklentiyle yüzüme baktı.
“Yemediğin yemeğin parasını ödemedin...”
İlerlemesini izlemeye başladım. Rıhtımda cesaret edemediğim ancak hafif rüzgârlı gecede göz ardı etme fırsatı
bulamadan bedenen ve ruhen gitmesini izlerken, düşüncelerimi en son ana, bu ayrılıkla anca başa çıkabileceğime inandığım, ay ışığının tenime değdiği karanlık suların içerisine çekildim.
Gecenin siyah suyu içinde ilerlemeye devam etti bedenlerimiz düşüncelerimde. Tamamen gittiğimden emin olmak için ardımdan geliyor, kendimi öldürmem için tarifi yapılmaz işkencelerinden birini yapıyordu. Ay ışığının tenime değdiğini duyumsayarak ilerledim. Yaşla dolu gözlerimden damla düşmedi. Nefesimi vererek hızla arkamı döndüm. Gözlerimin buluştuğu, mavi saten elbisenin ıslanarak üzerine yapıştığı kadının sıkı vücut hatları ay ışığı altında tamamen belirginleşmiş, davetkâr bir hal almıştı.
Islak ellerim karanlık suyun içinden çıkarak narin boynu ile buluştu kadının. Ellerimden akan karanlık suların nefesini kesmesiyle gözbebekleri büyüdü, ağzı aralandı. Karanlığa iteklediğim bedeni tamamen kaybolmadan aralanan dudaklarını öptüm. Tadı ilk günkü kadar yumuşak ve tatlıydı. Ondan alacağımı almış, beni öldürmek için karanlık geceye çıkartmasının bedelini, mavi gözlerinin siyaha bürünmesini sağlayarak ödetmiştim.