Bir ara söz vermiştim, Türkçeye politik doğruculuk diye aktarılan meseleye girecektim. Farkındayım, mayın tarlasına giriyorum. Allah encamımızı hayreylesin! Linç ediliyorum diye ağlayacak ve eğer linç edilirsem -birilerinin okuduğunu varsayıyorum, yazar kibri deyip geçin- bundan “prim kasacak” değiliz, serde o kadar yiğitlik var çok şükür.
Elli yıldır dünyada genel bir hakim eğilim var: Konumuz dil olduğu için, toplumsal olarak dezavantajlı gruplara karşı dilde var olan ve aşağılayıcı olduğu düşünülen ibareleri kullanmamaya özen göstermek gibi daha dar kapsamlı bir tanımla hareket edeceğim. Yoksa merak etmeyin Amerikadan neşet eden yeni sol akımından da haberdarım, Allan Bloom’dan da… Teori paralama faslından üniversite kurumunun çöküşünden de bahsetmeyeceğim, devrimci teorinin yeni hareketleri içeremiyor oluşu krizinden de...
Elbette Türkçe konuşurken ve yazarken hakaret kasdıyla “Yahudi dölü”, “saçı uzun aklı kısa” veya “ibne gibi kırıtma” diyen birisinin safi salak olduğundan şüphe etmemeliyiz. Hatta gücümüz yetiyorsa iki tane de kroşe çakmalıyız. Buraya kadar her şey normal.
Keşke her şey bu kadar net ve kolay olsaydı. Peki, zenci dedim diye ırkçı olur muyum? “Bayana yer verelim gençler” diyen metrobüs amcası kadın düşmanı mıdır? Türkçeye muazzam hizmetleri olmuş bir Ermeni yazar, “Madem ki Ermeniyim istemeden vermeliyim” (1) diye makale başlığı attığında Türk toplumunun ruhunun derinlerine sinmiş olan Ermeni düşmanlığını yeniden üretmiş olur mu?
Tek tek örnekleri incelemek belki daha kolaydır.
Bayan kelimesi 1934 yılında Türk Dilini Tedkik Cemiyeti tarafından af buyurun ama tamamen kıçtan uydurma metoduyla üretildi. Maksad yüzlerce yıldır Türkiye toplumunda yerleşmiş olan hanım hitab kelimesini dilden söküp atmaktı. Hanım olduğu gibi durdu, bayan kelimesi pazarcı ve minibüsçü ağzında bambaşka bir bağlamda, öyle dümdüz kadın demek ayıp sayıldığından yaşayakalmaya devam etti. Son birkaç on yılda feminist hareketin yükselişiyle birlikte o mücadele kazanıldı. Kadınlık ayıp bir şey değil ki! Bu konuda gayet haklılardı. İcad edilmiş lüzumsuz hassasiyet diyelim mi?
Aynı lüzumsuz hassasiyet babından, Türkiye’nin mürekkep yalamış zümreleri arasında Yahudilere Musevi demek modası vardı, belki hala etkileri devam ediyordur, “Musevi vatandaşlarımız” formülüyle. Yahudi ayıp veya aşağılayıcı bir şey değildir. Yahudi düşmanlığı yapacaklara da katkımız olsun, Türkçede onun için çıfıt diye bir tabir zaten var. Çıfıt çarşısı gibi deyiminde de geçer.
Yine aynı lüzumsuz hassasiyet babından, zenci kelimesi artık ayıp sayılıyor. Amerikadaki gayet haklı nigger hassasiyetini bağlamsız buraya taşımak, siyah, olmadı siyahi, o da olmadı Afro-Amerikalı. Sınıfsal kozmetik bir sinyallemeden ibarettir, itibar edilmemelidir.
Bir de şöyle bir genel kabul var: Zenciler kendi aralarında birbirlerine nigger diyebilir, LGBTİQA+ topluluğu birbirlerine ibne diyebilir ama dışarıdan birileri derse hakaret olur. Mantık ve matematik tarikinde süluk eden biri olarak bir türlü akıl yatıramadığım bir düşünce. Ya bir romancı mesela homofobik (2) bir karakteri konuştururken ne olacak? Dizilerde karısını döven bir adamı göstermeli miyiz? “Kızını dövmeyen dizini döver” gibi bütün dillerde var olan ve bugünün normlarına uymayan kelime ve deyimleri sözlüklerden çıkarıp atmalı mıyız?
Hakim ‘ilerici’ düşünce, yukarıdaki ve benzeri örneklerin tamamında devletten sert bir müdahale talep ediyor. Çelişkinin dibi evet. Bütün sanatsal üretimin sert bir sansürden geçmesine varacak kapıyı ardına kadar açmış olduklarının farkında olmuyor olamazlar. Bu mantıkla Tevrat, Kur’an, Şekspir’in Romeo ve Jülyet’i, Nabokov’un Lolita’sı ve daha neler nelerin tamamen yasaklanması gerekir. Meydanlarda toplaşıp bu kitapları yakalım mı? Varılacak yer teletabilerden ibaret bir sanatsal üretimdir. İngilizcede “he ve she çok cinsiyetçi ifadeler, ze diye cinsiyetsiz bir zamir kullanalım” saçmalığıdır.
| (1) | http://nisanyan1.blogspot.com/2011/03/madem-ki-ermeniyim-istemeden-vermeliyim.html |
| (2) | Bu kelimeden hiç hazzetmediğimi de söylemeliyim. Bu konuda Morgan Freeman’a atfedilen “Homofobi kelimesinden nefret ediyorum. Bu bir fobi değil, korkmuş değilsiniz. Sadece bir dallamasınız” sözüne gönülden katılıyorum. |