Dedem öldü. Dün gece... Cenazesine gitmeliymişim öyle diyorlar. Kim bunlar? Bilmiyorum. Hazırlanıyorum elimde bir valiz oradan oraya dolanıp duruyorum. Bilet almak için sıraya giriyorum. Cebimde haftalığımdan kalan son 55 lira var. Yeter mi bilmiyorum. Yetmezse geri dönerim diye düşünüyorum içimden. Yetiyor, geri dönemiyorum. Bileti alıyorum otobüs saatini bekliyorum. Hemen geliyor saat, çok hızlı geçiyor zaman. Cenazeye gitmeliymişim öyle diyorlar. Gidiyorum.
Otobüsten iniyorum. Hava soğuk, çok soğuk. Üzerime bir şey almadan gelmişim. Dedemin hırkası asılı duruyor kapıda. Alıyorum, giyiyorum onu. Dedem kokuyor. İhtiyar bir adam kokuyor... Aynada kendime bakıyorum. Dedemi görüyorum ama dedem öldü. Göremem ama görüyorum işte. Anne sen misin? Dedem öldü anne. Anne? Anne? Neredesin? Dedem öldü anne. Beni duyuyor musun? Yağmur yağmaya başlıyor. "Es Salatu Ve's-Selamu Aleyke Ya Rasulallah!" Sela veriliyor. Dedemi çağırıyorlar. Dedem öldü. Dedemin selasını veriyorlar. Ağlıyor insanlar. Yanlarına gidiyorum. Üzerimde dedemin hırkası dedem gibi kokuyorum. Hala sela okunuyor. Dedem burada yatıyor. Görüyorum onu gülüyor bana. Hırkasını
giydiğim için kızmıyor bu sefer. Gülüyor bana. Annem ağlıyor. Hala sela okunuyor. "Es Salatu Ve's- Selamu Aleyke Ya Habiballah!" Ağlama anne, bak dedem burada bize gülüyor. Annem ağlıyor, sela bitiyor, dedem çağırıldığı yere kavuşuyor...