Şarkı bitmiş tekrar başlamış, bilmem kaçıncı kez. Kaçıncı tekrar olduğunu bilmiyordum ama adımlarım müzikle koordinasyonunu hiç kaybetmiyordu. Ruhumu serbest bıraktım adeta, aklım bambaşka yerde, adımlarım nereye gidiyor belli değildi. İçimde binlerce duygu var. Daha fazlasını istiyordum hayattan ama daha fazlasının neye benzediğini de canlandıramıyordum zihnimde. Sanırım bunun biçimlenmemiş hâli benim için daha çekici her zaman. Sadece şunu biliyordum, şu caddeyi geçsem karşıdaki tenhalık bana iyi gelecekti derken kendi çığlığımdan sağır olmuş şekilde sendeledim ve bir anda her şey warp hızında akmaya başladı. İnsanlar bu anı “Hayatım gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti” şeklinde tanımlıyor. Oldum olası sığ bulurum bu deyişi. Neyse kendime geldiğimde kustum bunca yıl içimde biriktirdiğim her şeyi alelade ortalığa dökmüştüm işte. Nasıl anlatsam kalbime dokunan gözlerimde parlayan her şeyin akıp gittiğini hissediyordum. Ama bir yandan da tüm toksinlerimden kurtulmuş gibi…
Tam içsel hesaplaşmamın en derinindeyken motosiklet sürücüsü dürttü beni yolda ne işin var diye. Tabii yolda benim ne işim vardı yayalara yeşil ışık yanmışken hem de… Kendisi ara sokaktan ana yola son sürat çıkma gafletinde
bulunmamış gibi üstelik. O an anladım ki dünya onların yeri. Binlerce yıldır kimyasallarla kirletilmiş bu gezegeni ve sürekli kendilerini haklı çıkaran bahaneleri olan bu mutsuz insanları iyileştirmek için ne diye kafa tutuyordum sürekli. Kendim de bu zehri solurken hem de… Şok haliyle yoluma devam etmek istedim durdurdu beni. Aniden fark ettim beni andan koparan ufak kesitler var ve bunu salt şok haliyle açıklayamam. Kolumda kocaman bir “Carpe diem” dövmesi yok diye olmalı tüm bunlar.
Neyse ana dönelim yine. Kırılan parmağıyla beni çağırıyor motosiklet sürücüsü ve ben verdiğim zarardan dolayı utanç içinde nasıl olduğunu soruyorum. Gerilimi bitince normal bir sesle konuşmayı deniyor o da. Belki de sadece yolun ortasında bir kadına bağırmanın tepki çekmesinden korkuyor, kendi de suçlu malum. O an düşünüyorum bana değil ikinci beşinci şans da verilse kar etmez. Hep kendi acımı hiçe sayarak makul olduğumu sanarak insanların yersiz haklılığına merdiven olacağım.
Bu sefer kolumu dürten polis memuru, şikâyetçi misin diye soruyor. Evet, şikâyetçiyim hem de ne şikâyetçiyim. En çok kendimden, hep kendimden… Ama şimdi tüm yaralarımı saklayıp devam edeceğim yoluma. Sonra ne mi olacak? Tekrar yutkunacak dünya beni ve öğütecek yeniden, ta ki kareografinin dışına çıkmaya cüret edemeyene dek.