anlamazlıktan geliyor insanlık üzerime akın akın
kelimeler tükeniyor, anlam azlığından değil
hem de hiç değil
manşetler, tivitler, politik doğrucular
tecavüzcüler, benzin kuyrukları, kur yapan para birimleri
ve birbirine kur yapan insan isimleri hepsi
hepsi kayıpları anımsatıyor çünkü
rüzgarın huzurunda kelimeler yankılanıyor sirenler gibi
sirenler zamanı anımsatır bize çünkü kayıp çalmıştır kapıyı
bir ordu halinde
böyle korkuyorum bazen karşımda
yüreğimden bir ağrı dağı şeklinde dikilen orduyu görünce
onlar ne karadeniz’den geldiler ne doğu anadolu’dan
anlamazlıktan geldiler, konuşamadıklarımızı dinlememek için
bizi kurşunlamaya geldiler, canımızı ödünç almak için
can ki ucuz bir pazarlık enstrümanıdır orduların elinde
sesi çığlıklar halinde kıyılardan sınırlara çınlamaktadır
böyle yerlerde
konuşmanın sınırlarını aşan bir iltica girişimidir suskunluk
çünkü kelimeler
konuşmanın sınırları dışına itilmiş tehlikeli hatıralar olarak algılanır
biz ki kelimeleri ağza tıkılan yurtsuz kuşları dünyanın
ruhumuz zaten çoktan alındı kötüsü ruhumuz da bize alındı
yani ölmek de ceza olmayacak şu dünyanın nefretine
kimsesizdir kelimeler yenik bir ordu halinde
anlaşılan kıyamet kıymete bindi ve göçtü bu dünyadan
işte böyle sabrı örgütler zaman
şimdi tüm bu gürültü dayanmışken kapıma
şimdi bir elimde bilet diğerinde kalem
korkuyorum sirenler suskunluğumu hırpalayacak
karşımdaysa ordu, onlar anlamazlıktan geldiler
bir ellerinde silah diğerinde nefret
ben ortaya şiirler koydum, onlar kafamı istediler
suskunluğum kelimelere sığındı
manşetler beni yazdı,
trend topic oldu ölüme vesikalık bir fotoğraf
politik doğrucular beğenmedi ölümümü
fazla liberal bir ölüm olmakla suçladılar
bedenimi yıkamak için dolarla zam istiyor gassal
ruhumu yıkamak için inanca dolar bile yetmiyor
tecavüzcüler ahlakın ahkamını kesiyorlar merasimimde
beni yakmak istiyorlar
benzin kuyruklarında kavgalar küfür kıyamet evet
kıyamet kıymete bindi ve benimle göçtü bu dünyadan
ölümüme üzülen aşklarım nekrofilizmle suçlandılar
gözlerinden akan iki damla yaş ruhumun gönlünü aldı biraz
özlemlerini dilinin altında, bir doğum lekesi gibi taşıyan suskunluğun içinden
bir iki günlük özlemleriyle özlemeyi ispatladılar
özlem ki zamanın sabrı örgütlerken başkaldıran ilk çığlığıdır
sesi iç dünyamızın terk edilmiş odalarında çınlamaktadır
kilitli kapılarından çilingir titizliğiyle zarif ve ustaca
bir hırsız hoyratlığıyla izinsiz ve vakitsiz sızmaktadır
ruhun maziden fırlayan acıklı kahkahaları sirenler gibi yankılanır
ve sirenler zamanı anımsatır bize çünkü kayıp çalmıştır kapıyı
bir ordu halinde
böyle üzülüyorum bazen karşımda
yüreğimden bir ağrı dağı şeklinde dikilen orduyu görünce
onlar özlemekten geldiler, söyleyemediklerini duymak için
anlamazlıktan geldiler, pişmanlıklarını ödünç vermek için
pişmanlık ki kaygılı bir arayış halinde birtakım izler peşindedir
çünkü ben
terk ettiğim her yere diri bir yalnızlık bırakırım
ve terk ettiğim her yer diri bir yalnızlık bırakır içimde
böyle yerlerde
konuşmanın sınırlarını aşan bir istila girişimidir öpüşmek
işte tam da bu yüzden
tüm eski aşklarımın dudaklarından öpüyor şimdi ruhum
yumun ağzınızı, diyor onlara
açın gözünüzü
açgözlü azgın şiirde
her şeyi söylemek mümkün ama mümkün değil susmak her şeyi
fakat kelimeler tükeniyor ve anlam azlığından değil
sabrı böyle örgütler zaman ve ömrüm bu suskunluğa kefil