Tutuklu

Tuğçe Tüfenk

1) Karşı Göz

Ürkek ve titrek bir kadın vardı. Uzun eteği ve düzensiz bağlanmış şalı, yüzündeki korkulu ifadeyi belirginleştirmişti. Tüm hayatını, birbirinden farklı olmayan düşünceler biçimlendirmişti. Kendisi dışında bir hayatın varlığını elbet bilirdi. Ama anlamazdı, üzerine düşünmezdi. Etrafındakiler, alışık olduğu duvarlardan farklı duvarlardı. Kokusunu aldığı havayı; çocukluğunda annesinin elinden tutarak geçtiği gecekondu sokaklarından beri almamıştı. Ürkmesi tazeliğindendi. “Buraların tazesi”ydi. Bu duvarların, kokunun, anların yenisiydi. Gözleri, yorgunluğundan ve bezmişliğinden sızlıyor sanıyordu. Sebebi bu değildi. İnsan bilmediği şeyden korkar. Bilmediği yoldan ilerlerken adımlarını temkinli atar. Bu kadının tüm tepkisi, korkusunun çıkmazıydı. Tutukluyu beklerken kadın, işte bu adamın içindeydi. Annesi, sevgilileri ve yakın kadın dostları kadar temas ettiği her kadının ortak tedirginliği, içindeydi.

Şu anlar, zamanın nasıl da geçmediğini hesap ediyordu. Şu anların ve tutuklu dostunun buralara gelmesini sağlayan o anların tüm hesaplarını; gözlerindeki tedirgin ışığı

           
26

kıvılcımlarla değişerek tartışıyordu. Bazen hep tartışıyordu, içindeki başka kadınlarla ve erkeklerle… Onları kafasına yüklendiğinde baştan baştan tartıyordu konuları. Zayıf düşerse artık içindekileri düşünmüyor, uyuyordu. İçindeki kadın ve erkeklere karşı tartışmada üstünlük sağladığında mutluluktan uykusu kaçardı. Diğer başka konuları hemen o şevkle yine tartışır, yine kazanır; hükmetmenin zaferiyle coşkunluğundan uyuyamazdı. Ta ki içinde yenildiği konulara gelene dek. O zaman şafağa kadar gülümsemekten gerdiği dudaklarını serbest bırakırdı. Donuk ifade, tedirgin kadın gözleri. Kadınlar dışarı bakmasınlar diye kapardı gözlerini. Dört duvarlı hayatlarıyla dışarılara bakmamalıydı tedirgin kadınlar. Düzeni bozmazdı, huzurunu sabitlerdi bir sonraki düşünme evresine kadar.

Bir gün hayat duruldu. Fincandaki kahvesi bile durgundu. Tütmüyordu duman köpükler arasından. O gün çok düşündü. İçindeki tedirgin kadınlar ve çeşit çeşit erkekler çok akıl verdiler ona. Karşı bile çıkamadı. Sustu, dinledi. Kendi bildiklerini baştan okudu. Kalabalıklar konuştu. Yine dinledi. Kendi bildikleri vardı. Baştan okudu. Okudukça sağlam kalırdı inandıkları. Hayatını bir çizgide baştan okudu. Bütün hayatı aynıydı. O gün zafer kazanmadı.

Metal kapı gıcırtısı… Vakti geldi. Tutuklu işte karşında!

27

2) İç Mücadele

“Sen televizyon kanalı mısın; bir tedirgin kadındasın bir güç gösterisi yapan adamda? Başım döndü, şu kanalları çevirip durma!” Tek bir kanalda kaldı.

Yorgun gözüküyorsun tutuklu. Ama bunu sana söyleyemeyiz. Yüzündeki kırışıklıklar artmış. Neler yaşadın ki çizdiler öyle alnını? Bak sana söyleyeyim mi? Göz altındaki morlukları kapamak için iki yeşil dilim salatalık koymalısın her gece uyumadan bir saat evvel. Ama en iyisi kapatıcı kullanmalısın. Her yorgun gecenin saklayıcısı onlar... Ne diyorsun kadın sus! Erkekliğim konuşmalı.

“Merhaba. Biliyor musun eğer söz konusu olan sen olmasaydın asla buraya gelmezdim.” Çünkü o değil burası, inandığı şeyler değil.

Hey gidi tutuklu! Yapmamalıydı yaptıklarını. İnanmamalıydı diğerlerinin inanmadıklarına. Ona bir şans vermişlerdi. Yaşamasını öğretmiş, daha iyi yaşamanın  tüm yollarını göstermişlerdi. Evini, işini, sevgilisini ve tüm bunları idare edecek kadar kazanmasını; hayatını kazanmasının yollarını göstermişlerdi. O istemedi. İçindeki kadınları ve erkekleri dinledi. Onlar anlattılar. O sadece dinlemedi ama onlarla konuştu da. Onlarla okudu. Farklı şeyler söyleyen her kafadan bir ses, bir nefes ve yazılmış kâğıtlara; inandıklarına daha çok inanmak için değil, neye inandığını baştan sormak için mesai harcadı. Bildiklerini

28

baştan okumadı. Bilmediklerini okudu durdu. Burda ne okuyor, söyler misiniz? Hiç.

Duvarların sarı pisliğini okuyor. Kimbilir o kadınlar ve erkekler neler anlatıyor yine ona.

Evet, hak etti. Karşı gelmemeliydi. Buralara düşünce daha mı iyi dostluk yapabiliyordu. Kendini herkesten sakınmamış mıydı şimdi? Haydi bakalım, açıklasın. Yorgunlukla, bitkinlikle olmaz. Tutuklunun kadını yüzündeyse, onun da içindeki kadın daima tedirgin. Anlatmalı ne olduğunu, nasıl buraya geldiğini. Ne kadar pişman olduğunu söylesin. Bir daha okumak yok. Gaip dünyayla irtibat yok. O kadınlar ve erkekler mi? Onlar zaten yok! Ben deliydim desin! O kadını bir daha aldatmasın. “Evlilik, ailelerimizin ilişkimiz üzerindeki otoritesidir.” demesin. Hemen özür dilesin… Tüm üzdüklerinden. Yani bizden! Biz bunu çoktan hak ettik. Anayasanın onun üzerinde kurduğu hükme biz göstere göstere o kadar üzüldük ki, bizim için iyi dost olmaya devam etsin. Şimdi özür dilesin.

3) İç Göz

Gözlerimden bakan tedirgin kadınlar çıkın dışarı! O adamları da götürün oradan. Ne zaman geldiniz ve yerleştiniz! Durun tutmayın onun kollarından! Götürmeyin, gitmesin. Daha hiçbir şey söylemedi. Görüşme süresi bitti. Ama tek kelime çıkmadı ağzından!

Bense yalnızca tek bir cümle söyledim.

29