Kum tanelerini sayıyordum
Çünkü kendimi öldüremiyordum.
K a n a r a k , k a n ı y o r d u m .
K u m t a n e l e r i n i
S a y ı y o r d u m.
– k i
Biliyordum
Zamanın yok olduğu an bende
Kumlar dökülecekti yeniden kırmızı çiçeklere
Bi akrebin peşinde Don Quijote’tum
Atım da yoktu,
Adımda değirmenim de.
Bi keşkeye sıkışır gibi
Bir kovanın içinde
Sentetik ruhumu yıkadılar benim 90° de.
-Anne kayboluyorum bedenimde.
Kayboluyorum güzel bi yüzde.
Beyaz bi tende.
Donuk boya kalemi beyazlarından,
Susan sayfa beyazlarından,
Yeni yıkanmış, çok ağlamış çarşaf beyazlarından
Değil.
Yaşayan bi beyaz
Zihnimde bi meleği çağırıyor.
-Ki ben hiç zenci tasvir edilmiş bi melek görmedim.
Ama bu başka bi mesele elbette..
- Rapunzel, saçların ne renkti?
Daima boynunun bi yanından uzuyordu saçları
Uzuyordu tarifsiz
Diğer yanda boynun
Uzanamamak acısı tarifsiz
Üzüyordu tarifsiz
- Rapunzel, muhakkak ki saçların siyahtı
Sen bilme benim adımı.
Bi keşkeye sıkışmıştık
Bi keşkenin içinde kırılgandık.
Sayfa 24 yükleniyor…
Şehrin karanlık parklarında karşılaştım hayallerimle
Çok kez gördüm onları bi teneke içinde
Isıtırken donmak üzre parmakları
Gördüm yanarlarken
Gördüm ufalıp renkleri solarken.
-Şimdi
Sığmıyordu hayallerime
Rapunzel ve Don Quijotte yan yana
Yan diyordu dudaklarının Araf kırmızısı boyası.
Dudakları kırmızı cehennem
-Neden sıcak sularda vaftiz etmişti beni annem?
Bi keşkeye sıkışmıştık
O yasak elmanın son ısırığı kalmıştı boğazımızda.
Cezalıydık.
Bi masala sığamazdık
Cezalıydık.
Kum tanelerini saymaktı benim cezam.
Kanarak, kanıyordum.
Kum tanelerini
Sayıyordum.
–ki
Biliyordum
Zamanın yok olduğu an bende
Kumlar dökülecekti yeniden kırmızı çiçeklere