kadehlerin neden bir başına dolduğunu düşünüyorum
ve neden bir başına olduğunu her insanın
her insan bir acı yaratır
ve her acı bir insan aratır
yavaşça söylüyorum bunu
yaşlandıkça daha yavaş konuşuyor insan çünkü
ayrılıyorum artık
bu yollar beni dağların gökyüzüne değdiği yere vardırır
benim için ayrılmak içimdeki putları yıkmaktır
içim putlarla dolu bir mezarlık
alay edercesine soruyor çirkinliği onların
“ne zaman düzeleceksin baba, mezara girince mi?”
fevri bir hezeyan olur bu
gençlik fevri bir hezeyandır çünkü ve benim gibi terk etmektedir insanı
“düzeleceğiz inşallah, şu olaylar bir bitsin”
diyor
umudu yerli yerinde baht-ı bed vakur bir gurur
sözcükleri gökyüzüne karışıp üstümüzü kaplamaktadır
her insan böyle terk eder ve dünyayı ikiye böler
olduğundan genç görününler olduğundan erken ölürler
yollardayım her insanın bir başınalığıyla
kelimelerle örtülü günyüzüm
dağların eteklerinde göremediğim gündüzü
bir başına duran kadehimde arıyorum
bir insanı arıyorum yani, her acı bir insan aratır çünkü
kendimi görüyorum dağların gökyüzüne değdiği yerde
güzelsiniz ama yüzünüz kadar genç değilsiniz
biliyorum
zaman dağların gökyüzüne değdiği anda yalnızca benden iz
akıyor o dağların eteklerinden nehirlerine
nehirlerin akışına yetecek kadar hızlı koştuğumdaysa sanki akmıyor gibi su
su gibi bir ömür temennileriyle içimde durup duran çocukluğumla koşuyorum bu yüzden
fazla sürmez yine de yüzümün göründüğü kadar gençliği
artmakta çünkü topuklarımın sızısı
gençlik fevri bir hezeyandır ve benim gibi terk etmektedir insanı
soluklanıp yavaşça söylüyorum bunu
yaşlandıkça daha yavaş konuşur ya insan
hepimiz aşil’iz ve topuğumuza sıkıyor zaman